Kuğular, kelebekler ve kapanan bir devir

Ben tam bir yaşımdaydım o gün. Öncesini hiç bilmiyorum, hiç anlatmadılar, hiç öğretmediler bana. Sonrası zaten tontiş Özal’lı yıllar. Büyüdüğümüz, geliştiğimiz, muasır medeniyetlere bir taraflarından eklemlendiğimiz zamanlar. Bizlere o dönemde kendimizi var etmek, kendimizi büyütmek öğretildi. Yükselmek, kazanmak, sahip olmak, ne pahasına olursa olsun gözü açık olmak, köşeleri dönmek öğretildi. O yüzden hâlâ biz, banka sırasında cingözlük yapar, trafikte emniyet […]

Read More →

Ekslibris derin mevzu

İtiraf ediyorum, kitaplarım konusunda fazlasıyla bencilim. Her kitabımın ilk sayfasına aldığım tarihi yazarım, uyduruk da olsa kendi yaptığım bir veritabanına kitabı kaydederim. Okuduktan sonra da sonsuza kadar çıkmamak üzere kütüphaneye yerleştiririm. Bir kitap ortadan kaybolursa keyfim kaçar: hem kitabı kaybetmiş olmaktan dolayı, hem de veritabanında yaratacağı tutarsız boşluktan dolayı. O yüzden de kitap ödünç vermem, çok isteyen olursa alıp hediye […]

Read More →

Güney Gotiği 101: Flannery O’Connor

1900’lerin ilk yarısında, ciddi bir değişimin yaşandığı, nispeten varlıklı ve toprak sahibi Güneylilerin statülerini yavaş yavaş kaybettiği, gerek işsiz güçsüz dolanan ya da çiftlikte marabalık eden fakir beyazlarla, gerekse hiçbir şekilde beyazlarla bir olmaya yakışmayan zencilerle dünyayı paylaşmak zorunda kaldıkları bir dönemin edebiyatı Güney Gotiği. Flannery O’Connor da, tekinsiz, kötücül, rahatsız edici durumları anlattığı öyküleriyle bu akım içinde kendine ciddi […]

Read More →

Gergedan’a gelesin İhsan Oktay Anar!

Belki çağdışı ama mahalle kitapçısına sipariş verip sonra gidip alanlar hâlâ var aramızda. Bunu yapanlar, çocukken kütüphanedeki tüm kitapları gazete kağıdına sarıp, sonra yine gazeteden kesilmiş gerçek boyutlardaki kağıt paralar karşılığında ev ahalisine satmış kişiler olabilir. Bunu yapanlar, büyüyüp bir yerlerde maaşlı işe girip sonra da günün birinde kitapçı açmayı hayal etmeyi sürdürenler de olabilir. Hatta bu büyüyememiş çocuklar, hiç […]

Read More →

Özetin özeti: fena sıçtık!

Stephen Emmott‘un Penguin’den çıkan kitabı 10 Billion raflarda farkedilmeyecek gibi değil. Cırtlak bir turuncu kapakta büyük puntolarla kitabın adı ve daha küçük harflerle yazarın adı var sadece. Bir tür acil durum uyarısı gibi… Dikkat çekmek için tasarlanmış. İç tasarımı da farklı. Normalden büyük fontlar, kolay okunur bir yazı tipi ve geniş satır araları kullanılmış. Sayfalar çoğunlukla yarı yarıya boş. Kimisinde […]

Read More →

O Koku – Sunullah İbrahim

“Bu ırk ve bu ülke ve bu hayat beni ortaya çıkarttı,” dedi. “Olduğum gibi dile getireceğim kendimi.” * Sunullah İbrahim‘in O Koku** romanı James Joyce’tan yapılan bu alıntıyla başlıyor. Yazar, romanı okuyacakları, burada görecekleri şeylerden dolayı şaşırmamaları  konusunda uyarıyor bir bakıma. Ama kritik soru şu: Yazarı ortaya çıkaran “bu ırk ve bu ülke”, acaba onun olduğu gibi konuşmasına hazır mı? […]

Read More →

Bir kapı seçmek

On beş yıldan uzun süredir Sadık Yemni okuyorum. Çocukluk, gençlik dönemlerindeki yaşanmışlıklardan böylesine beslenebilen bir yazara gıpta ederek okuyorum yazdıklarını.  Öte Yer ve Muska‘dan beri bir Sarp Sapmaz var örneğin. Ağrıyan‘da artık ortayaşa merdiven dayadı. Bir de Sarp Sapmaz’ın yarıotobiyografik nafantastik versiyonu var. Durum 429‘un Sefer Morciva’sı… Şimdi elimizde Sefer’in liseden sonra neler yaptığına dair bir kitap var: Alsancak Börekçisi. Sefer artık Amsterdam’da, […]

Read More →

Uç Timothy, uç!

1940’ların ortasında Ray Bradbury, öykülerini yayımlatmaya çalışan genç bir yazardı. Birçok dergiye yazdıklarını gönderiyordu. Bunlardan birinde editörlük yapmakta olan Truman Capote, 1947’de bir yazı yığını içerisinde Bradbury’nin Homecoming (Eve Dönüş) öyküsünü buldu ve yayımlamaya karar verdi. Bu öykü Bradbury’nin ilk başarısı olacaktı ve o senenin en iyi öykülerine verilen O. Henry Ödülü’nü kazanacaktı. (1) Eve Dönüş’te, henüz yirmi yedi yaşındaki […]

Read More →

Robinson Crusoe’yu Sevmek

Bu kitapçıya ilk ne zaman girdim, girdiğimde ne hissettim, nelere baktım, kitap aldım mı hiç hatırlamıyorum. Ama yıllardır en favori kitapçım oldu. Tıpkı D&R’ı sevmemek için onlarca neden bulabileceğim gibi, Robinson’u sevmek için de onlarca neden bulabiliyorum kendime. İşte bunlardan biri: Bu kitapçıya öylesine amaçsızca girmişseniz bile, Ten Little Zombies gibi muhteşem bir küçük kitapla karşılaşabilirsiniz. Zombi koleksiyonu yapıyorsanız, gidin Robinson’a bir bakın, belki bir tane daha vardır… * Andy Rash – Ten Little Zombies A Love Story – Chronicle Books

Read More →