Bir cumartesi, Karaköy’den Tepebaşı’na

Uzun zaman sonra bir cumartesi gününün uzunca bir kısmını dışarıda geçirdim. Günün özeti: “İstiklâl çok değişmiş!” Evet, dede oldum, ben bile bilemedim…

Orada çalıştığım zamanlardan bu yana Karaköy de çok değişmiş. Her yer kafe olmuş, sokaklar pul pul derisi dökülen bir hayvan gibi, kimi yerde dökülen derinin altından yepyeni bir deri çıkmış, hemen yanında eski deri katmanları aynen duruyor. Oldukça fancy görünen kafenin yanında hâlâ yılların erkek berberi var. Bunlar yavaş yavaş yok olacaklar, Karaköy de başka bir Karaköy olacak. Ben de “bir zamanlar ben burada çalışırken şurada Sur Kebap vardı, sokakta oturur kebap yerdik” diyeceğim sanki başka bir yüzyılın insanı gibi…

Neyse, işte dünün özeti:

20140413-115021.jpg
Naif’te güzel bir kahvaltı. Özellikle harika sucuklar eşliğinde. Sonra Karabatak’ta Julius Meinl kahveleri…
20140413-120051.jpg
Ece Ajandası’nın Karaköy’de ufak ve keyifli bir mağazası var. Bir sonraki defter: sayfalarının kenarı rengarenk, turuncu sırtlı bir Ece not defteri…
20140413-115518.jpg
Tünel’den yukarı… İlk durak Lale Plak. CD’ler, CD’ler… Biri İlhan Erşahin imzalı…
20140413-115533.jpg
Saki’nin romanı çevrilmiş. Görselliğin doruğunda bir mitoloji rehberi çıkmış. Bir de ufacık şiir kitabı, Enver Ercan’dan… Kitaplarını biriktir, hepsini Robinson Crusoe’dan al! Kitapçılar batmasın, kapanmasın, kafe mafe olmasın!
20140413-115556.jpg
İstiklâl’de yürürken hep etrafına bak, neler bulacağın belli olmaz. İşte Koç Üniversitesi araştırma merkezinde bir fotoğraf sergisi. Antakya mozaiklerinin bulunuş hikayesi. Kimisi toprağın sadece 10 – 15 santim altında bin yıldan fazla saklı kalmış…
20140413-115615.jpg
Orhan Veli 100 Yaşında sergisi Yapı Kredi Kültür Merkezi’nde. Fotoğraflar, Yaprak Dergisi nüshaları, bankta oturan korkutucu bir Orhan Veli mankeni ile selfie imkanı… ve bir mücevher daha: Fethi Karakaş illüstrasyonu eşliğinde “küçüktüm küçücüktüm”…
tagore
Aslıhan Pasajı’nda ne bulacağın belli olmaz. İşte böyle bir Tagore’a rastlarsın, için neşe dolar. Naifliğin doruğundaki bu baskı 1969’dan kalma…
20140413-115630.jpg
Pera Müzesi’nde kuzeylilerin çağdaş cam eserleri. Camdan şehirler, elektrik süpürgeleri, dev böcekler, vs. vs. Sanat işte, ne yaparsın…
20140413-115642.jpg
En çok gördüğümüz ressam Picasso. Artık ne görsek şaşırtmaz. Böylesine düşük beklentiyle gezilen bu sergi aslında gayet iyi. Ailesine dair seri, mitoloji serisi, iki kadın serisi, yola çıkan süvari serisi… birkaç seramik… ufak ve güzel bir sergi…
20140413-115657.jpg
Böylesine keyifli bir güne, böylesine keyifli bir son yakışır değil mi? Pera Cafe’de cheesecake ve kahve…
Reklamlar

Gergedan’a gelesin İhsan Oktay Anar!

Belki çağdışı ama mahalle kitapçısına sipariş verip sonra gidip alanlar hâlâ var aramızda. Bunu yapanlar, çocukken kütüphanedeki tüm kitapları gazete kağıdına sarıp, sonra yine gazeteden kesilmiş gerçek boyutlardaki kağıt paralar karşılığında ev ahalisine satmış kişiler olabilir. Bunu yapanlar, büyüyüp bir yerlerde maaşlı işe girip sonra da günün birinde kitapçı açmayı hayal etmeyi sürdürenler de olabilir. Hatta bu büyüyememiş çocuklar, hiç kurtulamayacakları memur çocuğu zihniyeti yüzünden hiç açamayacakları kitapçının hayalini şimdilik, şehrin kendi yağında kavrulan tek tük ufak tefek kitapçısında parlatmakla yetiniyor da olabilir. Mesela İstanbul’un bir yakasında Robinson Crusoe‘da, diğerinde ise Gergedan‘da…

İşte bu hayalperest çocuklar, geçen yaz Robinson Crusoe’nun imdat çığlıklarıyla sarsıldılar. Zaten bilmekte ve reddetmekte oldukları bir gerçeği görmek, hatta ileride bunun sonuçlarına katlanmaya kendilerini hazırlamak zorunda kaldılar. İşte bu çağgerisi hayalcilerden biri olan ho?ni! de geçen yazdan beri online kitap alışverişini, çok kötü bir altyapısı olmasına rağmen Robinson Crusoe’dan yapıyor. Bağdat Caddesi ve etrafındaki kentsel talanışım yüzünden yok oluvereceğinden korktuğu Gergedan’a sıkça uğruyor ve kitap sipariş ediyor.

Gergedan ve Robinson
Gergedan ve Robinson

Bugün de amacım Cadde’de biraz yürümek ve İhsan Oktay Anar‘ın bugün çıkan Galîz Kahraman‘ını edinmekti. Remzi tarafına yürümedim (ki pek sevdiğim bir zincirdir, özellikle Rumeli mağazasının yeri ayrıdır), Nezih‘ten sadece kırtasiye alışverişimi yaptım (ki onları da severim ama yukarıdaki sebeplerden önceliğim değil), D&R‘ı ise pas geçtim (ki bir kitapçı olarak pek hazzetmem, birçok sebepten sadece biri burada). Gergedan’a geldim, önceden sipariş edilmiş kitapları aldım ve Galîz Kahraman’ı sordum. Cevap:

Bize yarın gelecekmiş…

Peki ben de yarın gelirim. Ama kitapçılarla ilgili hayallerime şunu eklemeden de geçemem: İletişim gibi, Metis gibi, eskisini de dönüşmüş kurumsal kimliğini de beğendiğim Can gibi yayıncılar, gün gelecek ünlü yazarlarının çok beklenen kitaplarını, ayakta kalmaya çalışan ufak kitapçılara zincirlerden birkaç gün önce gönderecekler. Günümüz ekonomik şartlarında olmayacak şey. Ama ya tutarsa…

*Robinson Crusoe fotoğrafı blog yazarına ait olup şurada belirtilen telif durumuna ve kullanım şartlarına dahildir. Gergedan fotoğrafı ise blog yazarına ait olmakla birlikte Dürer’e ait bir gravürün reprodüksiyonu olması bakımından kamu malıdır.