Skip to content

Güneşin Sofrası Mahmut Muhtar Paşa Konağı’nda kuruldu

Kadıköy Lisesi’nin bahçesindeki Mahmut Muhtar Paşa Konağı’ndan hiç haberim yoktu. Mermer Konak olarak da bilinen bu güzel ama artık metruk yapıyı hiç duymadığım gibi, yıllarca otopark olarak kulanılan bahçesine birkaç defa park etmek dışında lisenin de nasıl bir yer olduğunu bilmiyordum. Birkaç hafta önce Genco Erkal’ın bu lisenin ve eski konağın bahçesini açıkhava tiyatrosu hâline getirdiğini ve Güneşin Sofrasında adındaki […]

Read More →

Zeki Alasya’yla birlikte Güneş Çocuklar da öldü

Neil Simon’ın The Sunshine Boys – Güneş Çocuklar oyununu ilk defa 2003-2004 sezonunda İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda izlemişim, başrollerde Alp Öyken ve Emin Olcay ile. Çok keyifliydi. Oyunda yıllarca birlikte çalışmış, bir ikili olarak var olmuş, ancak 40 yılın ardından ayrılıp 11 yıl görüşmemiş iki komedyen var. Yıllar sonra, biri gururunu kırar, diğerini ziyarete gider, onu bir televizyon programı için son […]

Read More →

Anahtar: İki İstanbul Öyküsü

Binlerce yıllık geçmişiyle İstanbul’un anlatılacak birçok öyküsü var. Ancak belki de bizim bu kendi içinde yaşamak alışkanlığımız yüzünden, İstanbul yeryüzünün kolektif kültüründe hak ettiği yeri alamıyor. Şimdi dünyanın küçülmesi, herkesin her yerde olmasıyla birlikte, bu değişiyor yavaş yavaş. D&R’da amaçsızca rafları karıştırırken bulduğum Anahtar albümü bunun bir örneği.   Anahtar’da Kanadalı Andrew Downing ile Güç Başar Gülle, sırasıyla viyolonsel ve […]

Read More →

Kuğular, kelebekler ve kapanan bir devir

Ben tam bir yaşımdaydım o gün. Öncesini hiç bilmiyorum, hiç anlatmadılar, hiç öğretmediler bana. Sonrası zaten tontiş Özal’lı yıllar. Büyüdüğümüz, geliştiğimiz, muasır medeniyetlere bir taraflarından eklemlendiğimiz zamanlar. Bizlere o dönemde kendimizi var etmek, kendimizi büyütmek öğretildi. Yükselmek, kazanmak, sahip olmak, ne pahasına olursa olsun gözü açık olmak, köşeleri dönmek öğretildi. O yüzden hâlâ biz, banka sırasında cingözlük yapar, trafikte emniyet […]

Read More →

Gölgenin Heykeltraşı Giacometti İstanbul’da

Alberto Giacometti İsviçre’nin İtalyan bölgesinde doğdu. Babası ünlü postempresyonist ressam Giovanni Giacometti’ydi. Alberto ilk çalışmalarına babasının atölyesinde başladı ve tıpkı onun gibi aile üyelerinin, özellikle tek kızkardeşi Ottilia’nın portrelerini çizdi. Kendisi gibi sanatçı olacak diğer iki erkek kardeşi Diego ve Bruno gibi Cenova Güzel Sanatlar Okulu’na gitti. Giacometti’nin hikâyesi 1922’de Paris’e giderek heykeltraş Antoine Bourdelle ile çalışmaya başlamasıyla kardeşlerinden sıyrılmaya başlıyor. Alberto […]

Read More →

Ekslibris derin mevzu

İtiraf ediyorum, kitaplarım konusunda fazlasıyla bencilim. Her kitabımın ilk sayfasına aldığım tarihi yazarım, uyduruk da olsa kendi yaptığım bir veritabanına kitabı kaydederim. Okuduktan sonra da sonsuza kadar çıkmamak üzere kütüphaneye yerleştiririm. Bir kitap ortadan kaybolursa keyfim kaçar: hem kitabı kaybetmiş olmaktan dolayı, hem de veritabanında yaratacağı tutarsız boşluktan dolayı. O yüzden de kitap ödünç vermem, çok isteyen olursa alıp hediye […]

Read More →

Güney Gotiği 101: Flannery O’Connor

1900’lerin ilk yarısında, ciddi bir değişimin yaşandığı, nispeten varlıklı ve toprak sahibi Güneylilerin statülerini yavaş yavaş kaybettiği, gerek işsiz güçsüz dolanan ya da çiftlikte marabalık eden fakir beyazlarla, gerekse hiçbir şekilde beyazlarla bir olmaya yakışmayan zencilerle dünyayı paylaşmak zorunda kaldıkları bir dönemin edebiyatı Güney Gotiği. Flannery O’Connor da, tekinsiz, kötücül, rahatsız edici durumları anlattığı öyküleriyle bu akım içinde kendine ciddi […]

Read More →

Bir cumartesi, Karaköy’den Tepebaşı’na

Uzun zaman sonra bir cumartesi gününün uzunca bir kısmını dışarıda geçirdim. Günün özeti: “İstiklâl çok değişmiş!” Evet, dede oldum, ben bile bilemedim… Orada çalıştığım zamanlardan bu yana Karaköy de çok değişmiş. Her yer kafe olmuş, sokaklar pul pul derisi dökülen bir hayvan gibi, kimi yerde dökülen derinin altından yepyeni bir deri çıkmış, hemen yanında eski deri katmanları aynen duruyor. Oldukça […]

Read More →

Güvercin

Bir cumartesi sabahı kalkıyorsun. Hava kapalı, hafif yağmurlu. Mutfağa gidiyorsun, karşındaki pencerenin panjurunda bir güvercin. Sırtı sana dönük, başını soluna çevirmiş, ıslak sokağa bakıyor. Geri geri çıkıyorsun mutfaktan yavaşça. Gidip telefonunu alıyorsun. Mutfağa girip yavaşça yaklaşıyorsun kuşa, ürkütmeden. Birçok fotoğrafını çekiyorsun. O fotoğraflardan birinde telefonundaki uygulamayla bazı değişiklikler yaptın sonra, filtreler uyguladın, vintage görünmesini sağladın ve kaydettin albümüne. Kafana estikçe […]

Read More →