Güney Gotiği 101: Flannery O’Connor

1900’lerin ilk yarısında, ciddi bir değişimin yaşandığı, nispeten varlıklı ve toprak sahibi Güneylilerin statülerini yavaş yavaş kaybettiği, gerek işsiz güçsüz dolanan ya da çiftlikte marabalık eden fakir beyazlarla, gerekse hiçbir şekilde beyazlarla bir olmaya yakışmayan zencilerle dünyayı paylaşmak zorunda kaldıkları bir dönemin edebiyatı Güney Gotiği. Flannery O’Connor da, tekinsiz, kötücül, rahatsız edici durumları anlattığı öyküleriyle bu akım içinde kendine ciddi […]

Read More →

Uç Timothy, uç!

1940’ların ortasında Ray Bradbury, öykülerini yayımlatmaya çalışan genç bir yazardı. Birçok dergiye yazdıklarını gönderiyordu. Bunlardan birinde editörlük yapmakta olan Truman Capote, 1947’de bir yazı yığını içerisinde Bradbury’nin Homecoming (Eve Dönüş) öyküsünü buldu ve yayımlamaya karar verdi. Bu öykü Bradbury’nin ilk başarısı olacaktı ve o senenin en iyi öykülerine verilen O. Henry Ödülü’nü kazanacaktı. (1) Eve Dönüş’te, henüz yirmi yedi yaşındaki […]

Read More →

İstanbullu

“Nedense, arsa satar gibi deniz satmazlar. Yoksa Saadet’in küpelerini rehine kor, Yenikapı önlerinde üç arşınlık bir deniz alırdım. Süslerdim orasını: Bir sal, mantara bağlı rakı şişeleri, paraketa… Yosunlarda karides beslerdim. Sırf iş olsun diye, yârimi alır, gurbete çıkardım. Denizimizi özlerdik.” *İstanbullu, Metin Eloğlu, Yapı Kredi Yayınları, 2009

Read More →

Hayal Tozu Gölgecisi

Başta korktum biraz. İlk iki öykü Yemni için çok mu sıradandı? Yoksa Yemni’den zevk alamayacak kadar düz biri olmaya mı başlamıştım artık? Her iki ihtimal de korkutucuydu ama bencilliğim birincisinin doğru olmasını istiyordu. Sonra Bekleme Odası geldi, Yemni Yemniliğine kavuştu, ben de hızla okuyabildiğim, kendimi kayıtsızca kaptırıp zamanı unutabildiğim, hayal tozu kaplı o özgün üslubu geri bulmanın keyfine kapıldım. Bekleme […]

Read More →

Hennoz

Hennoz’da bir türlü evinden dışarı çıkıp insanlara karışamayan bir adam var. Kendi çıkmazlarında kaybolmuş, amaçsız, isteksiz, umutsuz bir adam, kendini içkiye serseriliğe vermiş. Hayatı televizyondan, gazetelerin 3. sayfalarından izleyen bir adam… Hayatın hep dışında kalmış, yaşamaya başlayamamış, yaşam nehrine atlayamamış bir adam… Neden? Gereğinden fazla düşünüyor belki de. Aptal cesareti olsa, çoktan atlardı azgın nehre, ya boğulur giderdi, ya da […]

Read More →

Plume

Henri Michaux’un Plume isimli kitabını Kabalcı’nın üst katındaki kelepir kitaplar arasında buldum ve 50 kuruşa aldım. Abidin Emre çevirmiş, 1994’te Mitos’tan çıkmış. Kapağında Alphonse Mucha’nın “La Plume” deseni olan, ince, ilginç bir kitap. Plume adındaki, umarsız ve umursuz adamın acayip maceraları var içinde, çoğu iki üç sayfalık. Plume “kuş tüyü” demekmiş. Michaux, “çağımızın sanayi toplumu tarafından edilgenleştirilmiş tepkisiz bireyi” anlatmak […]

Read More →

Katedral

Bazı kitapları sırf şekli için almak istiyor insan. Cilti, kocaman, renkli resimlerle dolu kitapları, sadece onlara sahip olmak için almak istiyorum. Ufacık, incecik, sevimli küçük kitaplar ise çok daha cazip geliyor. Notos, Raymond Carver’ın Katedral isimli öyküsünü böyle küçük bir kitap olarak basmış. (Kitabın ait olduğu serinin adı ise ilginç bir tezatla “Büyük Kitaplar”) Kapakta yanında bavuluyla sakallı bir adam […]

Read More →

Sonsuz Haziran

Selçuk Baran’dan son zamanlarda birkaç yerde bahsedildi. Bunlardan biri de Selim İleri’nin Radikal Kitap’taki Haziran (Dünya Kitapları – 2005) yazısıydı. Haziran’daki öyküler, hep arada kalmış, başka şeyler yapmak, başka kişiler olmak istemiş ama bunları gerçekleştirememiş, insan içinde insansız kalmış, gittikçe yalnızlaşmış, sıkıntılı kaybetmişlerin öyküleri. Sevgi dolu olan ancak hiç de insancıl davranmayan, hatta yabani insanlar bunlar. İçinde bulundukları hayatın anlamsızlığından, […]

Read More →

Hayalkırıklığı Kütüphanesi

Zoran Zivkoviç’in Başka Zaman Kütüphaneleri (İstiklal Kitabevi, 2006) kitabını almam ile okumam arasında bir yılı aşkın süre geçti. Buna kitaba belki de biraz fazla değer vermem, okumayı hep kafamın daha derli toplu olduğu bir ana bırakmam sebep oldu. Oysa öyle değilmiş. Bu kitap plajda güneşlenirken çoluk çocuk gürültüleri arasında bile okunabilirmiş. Baştaki yanlış değerlendirmeye sebep olan temel etken sanırım, kitaplar […]

Read More →