Neleri unuttuk, farkında mısınız?

Bize verilmiş hayatları yaşıyoruz. Bunu yaşa, şunu terk et… Bunu bil, şunu unut… Bunu sev, şundan öldüresiye nefret et… Bilinçsizleşiyoruz, belleksizleşiyoruz, umursuzlaşıyoruz… Hayatımıza ilişkin en önemli ayrıntıları hatırlamaz oluyoruz. Birilerinin bize sürekli hatırlatması gerek.

Yiğit Sertdemir’in yeni oyunu 444 bu durumdan bahsediyor. Bu unutuşa dikkat çekmeye, onu ortadan kaldırmaya çalışıyor. İnsanlara istedikleri şeyleri hatırlatan bir servisin çağrı merkezinde geçen oyun hafif bir komedi gibi başlıyor. Yeni işe başlayan adam geliyor, uzun süredir çalışmakta olan kadınla tanışıyor. Adam titiz ve kuralcı, kadın şakacı ve geveze, dolayısıyla biraz çelişiyorlar, biraz çatışıyorlar. Sonra işlerine dönüyorlar ama birden her şey karışıyor.

Tüm çağrı merkezleri onlara yönlendirilmiş. Bir sürü saçma sapan talep ve şikayetle uğraşıyorlar. Çilingir bulmaya, gazete ilanı vermeye, gaz sızıntısını gidermeye çalışıyorlar. Kablolu yayını bozulan bir adama filmin devamını anlatıyorlar. Hepsi amirlerinin gözüne girmek, takdir edilmek, belki küçük bir ikramiye almak için.

Sonunda telefonlar normale döndüğünde asıl sorun ortaya çıkıyor: Servisin tüm veri tabanı yok olmuş. Birileri bir amaçla müşteri bilgilerini ele geçirmiş ve bunları kendi çıkarları için kullanacak. Peki kim? Adamın aklına hemen seçimleri kazanmak isteyen siyasi parti geliyor. Öyle ya, bu insanlar tuttukları takımın bile kendilerine hatırlatılmasını istiyorlar, oy verecekleri partiyi de birileri hatırlatırsa gider o partiye oy verirler.

Veri tabanı normale döndüğünde bu komplo teorisinin kısmen doğru olduğu ortaya çıkıyor. Çünkü milyonlarca yeni hatırlatma kaydı var. Ancak bunların seçimle ilgisi yok. Yıllar boyunca gördüğümüz, duyduğumuz, hatta çok bahsettiğimiz, sonra da unutup toplumsal bilinçsizlik çukurunun dibine gönderdiğimiz olayları hatırlatıyorlar. Mesela insanların bir otelde nasıl yakıldığını, bir trafik kazası sayesinde hangi pis işlerin ortaya çıktığını hatırlatıyorlar. Bu veri tabanı unuttuğumuz, unutmak istediğimiz, unutmaya yönlendirdiğimiz herşeyin kaydını tutuyor. Daha da umursuzlaşmamızı engelemeye çalışıyor.

Sertdemir’in oyunu bir buçuk saatte, dolaylı yoldan ve seyirciyi sıkmadan yalnızlığı, yabancılaşmayı, belleksizliği ve umursamazlığı anlatıyor. Oyunun anlatmaya çalıştığı şeyler, varmaya çalıştığı amaçlar var. Bunlar İstiklal Caddesi’nde, hepimizin sıkça önünden geçtiği, belki ilk katındaki “bayansız girilmeyen” falcıda fal baktırdığı, girişindeki işportacıdan alışveriş ettiği pasajın ikinci katında, her seferinde 40 izleyiciye anlatılıyor.

Tiyatroya ilgi duymayı, aslında birbirine aşık olan kaprisli ve inatçı iki yaşlı oyuncunun iki saat boyunca birbirini aşağılamasını seyredip kahkahayı basmaktan ibaret sananlara duyrulur: Burada adam gibi bir oyun var, gidin izleyin…

Reklamlar