Köpekleşmiş Köpek

bauer8

* Metin: Köpekler İçin Gece Müziği – Faruk Duman – Can Yayınları, 2014

* İllüstrasyon: John Bauer

Reklamlar

İstanbullu

istanbullu

“Nedense, arsa satar gibi deniz satmazlar. Yoksa Saadet’in küpelerini rehine kor, Yenikapı önlerinde üç arşınlık bir deniz alırdım. Süslerdim orasını: Bir sal, mantara bağlı rakı şişeleri, paraketa… Yosunlarda karides beslerdim. Sırf iş olsun diye, yârimi alır, gurbete çıkardım. Denizimizi özlerdik.”

*İstanbullu, Metin Eloğlu, Yapı Kredi Yayınları, 2009

garip insanların garip hikayeleri – 3

bot_3

Artık keder ve kavga eksik olmadı
Smith’lerin hayatından.
Bayan Smith kocasından nefret ediyordu,
kocası da ondan.
Asla affetmedi karısının hatasını:
Bir mutfak aletiyle cinsel yakınlaşmasını.

Robot Çocuk büyüyüp
genç bir adam oldu sonunda
Sık sık çöp kutusuyla
karıştırılsa da.


* İstiridye çocuğun hüzünlü ölümü – Tim Burton – Altıkırkbeş – 2008
* Özgün şiirler: http://homepage.eircom.net/~sebulbac/burton/home.html

garip insanların garip hikayeleri – 2

Bir şey bırakmak istediğim hiçbir kurum yok. Ama tanıdığım birine de değil. Böylece kendime Londra’dan bir telefon rehberi getirttim. Ne amaçla dersiniz? Bir an durdu, bana ve kendine birer fincan çay koydu ve: herhangi bir sayfayı açtım, dedi, sonradan bunun iki yüz üç numaralı sayfa olduğunu saptadım ve gözlerim kapalı olarak sağ elimin işaretparmağını bir noktaya koydum. Gözlerimi açtığımda ve o noktaya iyice baktığımda parmak ucumun Sarah Slother adlı bir ismin üzerinde olduğunu gördüm. Bu Sarah Slother’in kim olduğu umurumda bile değil, adresi Knightsbridge 128. Bu adrese, orada kim ya da ne olursa olsun, sahip olduğum her şeyi hemen miras bıraktım. Sevgili komşum, bu bana en büyük memnuniyeti verdi. Ayrıca bu tuhaf meselenin hukuki yanını da çoktan hallettim. İyice düşündüğümüz zaman, tanıdığımız bir tek insana miras bırakamayız, dedi. Hiç değilse ben yapamam bunu.

Beton – Thomas Bernhard – Yapı Kredi Yayınları – 2007

garip insanların garip hikayeleri – 1

Schönbächler, Neumarkt semtinde eski ama konforlu bir eve sahipti. Döşemesini kendi yapmış, muhteşem diskoteğini bu evde kurmuş, her yere ise hoparlör yerleştirmişti. Schönbächler senfonileri çok severdi. Gerçek bir teorisyen olan Schönbächler’e göre senfoniler, kişileri birlikte yaşamaya zorluyordu. Ona göre müzik dinlerken esneyebilir, yemek yiyebilir, okuyabilir, uyuyabilir, tartışabilir ve en önemlisi tüm bunları hep beraber yapabilirdiniz. (…) Ayrıca yine ona göre senfoniler fon müziği olarak kullanılmalıydı. Fon müziği olarak kullanılmaz ise insancılıktan uzaklaşır, zorlayıcı bir hal alırdı. İşte tüm bunlar yüzünden rosto yerken Beethoven’in dokuzuncu senfonisini, bulmaca çözerken, schnitzel yerken Brahms’ı, poker veya herhangi bir iskambil oyunu oynarken Bruckner’i dinlerdi. Ama en iyisi iki ayrı senfoniyi aynı anda çalmaktı. (…) Schönbächler hassas bir insandı. Ancak dış görünüş olarak hiçbir farklılığı yoktu, aksine emekli vatandaşların tipik bir örneği gibiydi. Çok itinalı giyinir, güzel kokular sürünür, asla sarhoş olmaz ve dünyaya sıkı sıkıya bağlanmış gibi kendinden emin yürürdü. Kendisine milliyeti sorulduğunda Lichtensteinlı olarak tanıtırdı. Öyle olduğundan değil ama yine de öyle, yani Lichtensteinlı gibi görünmeye çalışırdı. Bunu itiraf da ederdi ancak bunda utanılacak bir şey yoktu. Böyle yapmasının nedeni şu imiş: Lichtenstein dünya geçmişinde hiçbir zaman suçlu olamamıştı. (…) Schönbächler’e göre büyük bir devletin vatandaşı olmak örneğin bir Alman, Fransız vs. olmak ister istemez çok talihsiz bir psikolojiyi de beraberinde getiriyordu. Bu ise çok zararlıydı. Tehlike milletin büyüklüğüyle artıyordu. Görüşünü şu örnekle kanıtlamaya çalışırdı: yalnız bulunan bir fare kendini kesinlikle basit bir fare olarak görürdü, ama ne zaman ki kendini bir milyon fareden oluşan bir kümenin üyesi olarak hissederse, o zaman da bir kedi olduğuna inanırdı. En tehlikelisi ise bu milyonluk kümelerden yüzlerce bulunmasıydı. Farelerden oluşan kümenin fare sayısı yüz milyonu bulduğunda, fare kendini fil sanırdı. Kendini kedi olarak kabul eden ve fil olmaya özenen kümeler; birey olarak her bir farenin megalomanisini veya büyüklük kompleksini kamçılar, bu kompleks sadece farenin kendisi için değil, tüm fare dünyası için büyük bir tehlikedir. İşte fare sayısıyla, büyüyen megalomani arasındaki ilişkiyi açıklayan düşüncesine “Schönbächler Kanunu” adını vermişti.

Adalet – Friedrich Dürrenmatt – İnkılâp Kitabevi – 1991