Skip to content

İncesaz… ama Deryasız… ama Dileksiz…

Sevdiğim müzik gruplarındaki ayrılıklar üzücü oluyor. Çocukça bir neşeyle söyledikleri şarkıları çocukça bir mutlulukla sevdiğim Emel Erdal ikilisinin ayrıldığını duyduğum günü hatırlıyorum. Sene 1989 imiş… Şişli sokaklarında eve doğru yürürken “nasıl yani şimdi ayrı ayrı mı şarkı söyleyecekler, çok saçma” diye düşünmüştüm. Sonra, şimdi artık anılara karışan Emek Sineması‘nda Ekim 1997’de izlediğim Yeni Türkü‘yü de unutmam. Fuat Oburoğlu, Cengiz Onural […]

Read More →

Gergedan’a gelesin İhsan Oktay Anar!

Belki çağdışı ama mahalle kitapçısına sipariş verip sonra gidip alanlar hâlâ var aramızda. Bunu yapanlar, çocukken kütüphanedeki tüm kitapları gazete kağıdına sarıp, sonra yine gazeteden kesilmiş gerçek boyutlardaki kağıt paralar karşılığında ev ahalisine satmış kişiler olabilir. Bunu yapanlar, büyüyüp bir yerlerde maaşlı işe girip sonra da günün birinde kitapçı açmayı hayal etmeyi sürdürenler de olabilir. Hatta bu büyüyememiş çocuklar, hiç […]

Read More →

Özetin özeti: fena sıçtık!

Stephen Emmott‘un Penguin’den çıkan kitabı 10 Billion raflarda farkedilmeyecek gibi değil. Cırtlak bir turuncu kapakta büyük puntolarla kitabın adı ve daha küçük harflerle yazarın adı var sadece. Bir tür acil durum uyarısı gibi… Dikkat çekmek için tasarlanmış. İç tasarımı da farklı. Normalden büyük fontlar, kolay okunur bir yazı tipi ve geniş satır araları kullanılmış. Sayfalar çoğunlukla yarı yarıya boş. Kimisinde […]

Read More →

O Koku – Sunullah İbrahim

“Bu ırk ve bu ülke ve bu hayat beni ortaya çıkarttı,” dedi. “Olduğum gibi dile getireceğim kendimi.” * Sunullah İbrahim‘in O Koku** romanı James Joyce’tan yapılan bu alıntıyla başlıyor. Yazar, romanı okuyacakları, burada görecekleri şeylerden dolayı şaşırmamaları  konusunda uyarıyor bir bakıma. Ama kritik soru şu: Yazarı ortaya çıkaran “bu ırk ve bu ülke”, acaba onun olduğu gibi konuşmasına hazır mı? […]

Read More →

Bir kapı seçmek

On beş yıldan uzun süredir Sadık Yemni okuyorum. Çocukluk, gençlik dönemlerindeki yaşanmışlıklardan böylesine beslenebilen bir yazara gıpta ederek okuyorum yazdıklarını.  Öte Yer ve Muska‘dan beri bir Sarp Sapmaz var örneğin. Ağrıyan‘da artık ortayaşa merdiven dayadı. Bir de Sarp Sapmaz’ın yarıotobiyografik nafantastik versiyonu var. Durum 429‘un Sefer Morciva’sı… Şimdi elimizde Sefer’in liseden sonra neler yaptığına dair bir kitap var: Alsancak Börekçisi. Sefer artık Amsterdam’da, […]

Read More →

Hatırlamak ve Yüzleşmek

Zaman ve mekan yok. Gerçek hayattaki olayların önemsiz arkaplanı üzerinde gidip gelen hayalgücü yeni desenler örüyor; hatıraların, deneyimlerin, saf buluşların, saçmalıkların ve doğaçlamaların bir harmanı. Strindberg‘in 1901 tarihli Rüya Oyunu, kimilerine göre 1957 yapımı Bergman filmi Yaban Çilekleri için güzel bir girizgah olurdu. Beckett‘ın bir sene sonra yazılan oyunu Krapp’ın Son Bandı‘na ise cuk oturuyor. Birer yıl arayla iki huysuz ihtiyar yaratılıyor: […]

Read More →

Leao semihundido

Goya Kara Resimler‘i evinin duvarlarına çizdiğinde neler yaşıyordu, neler hissediyordu, merak konusu. Oldukça ilerlemiş yaşı, sağırlığı, hastalıkları, bunalımları muhtemelen onu evinin yemek odasına korkunç resimler yapmaya itti. Bu resimler arasında en masum, en romantik olanı belki de bu zavallı köpek… Friedrich’i bile etkilemiş olması şaşırtıcı değil. Gerçek hayatta bire bir karşılığını bulmuş olması da hiç şaşırtıcı değil. 2011’de Rio de […]

Read More →