Güneşin Sofrası Mahmut Muhtar Paşa Konağı’nda kuruldu

Kadıköy Lisesi’nin bahçesindeki Mahmut Muhtar Paşa Konağı’ndan hiç haberim yoktu. Mermer Konak olarak da bilinen bu güzel ama artık metruk yapıyı hiç duymadığım gibi, yıllarca otopark olarak kulanılan bahçesine birkaç defa park etmek dışında lisenin de nasıl bir yer olduğunu bilmiyordum.

Birkaç hafta önce Genco Erkal’ın bu lisenin ve eski konağın bahçesini açıkhava tiyatrosu hâline getirdiğini ve Güneşin Sofrasında adındaki yeni oyununu oynayacağını okumaya başladık. İkinci oyuna biletleri aldık (ilk gösterim maalesef can sıkıcı olabiliyor, eş dost bilen bilmeyen davetlinin hücumu altında). Dün akşam o güzelim binanın bahçesinde, birkaç basamaklı seyirci platfomunda yerimizi aldık ve oyunu izledik.

dostlar_gunesin_sofrasi
Genco Erkal, bir süredir sahnelenen Ben Bertolt Brech ve Yaşamaya Dair oyunlarından yaptığı yeni kolajda Tülay Günal le birlikte oynuyor.
Genco Erkal, bir süredir Tülay Günal ile birlikte oynamakta oldukları Ben Bertolt Brecht ve Yaşamaya Dair oyunlarından bir kolaj yapmış. Nâzım Hikmet – Brecht – Nâzım Hikmet akışındaki oyun yaklaşık bir buçuk saat sürüyor, ortadaki Brecht kısmı 30 dakika kadar. Bence özellikle Yaşamaya Dair’in daha uzun süre kapalı gişe seyircisi hazırdır. O yüzden bu kolaj bana biraz eğreti geldi. Ama sahnelerimizin en usta oyuncusunun, Nâzım Hikmet’in ve Brecht’in yazdıklarını oynaması değil de adeta yaşamasını seyretmek, bununla birlikte şarkılarda Tülay Günal’ın çok iyi performansını dinlemek doyulmaz bir seyir keyfi veriyor.

Gerek Brecht’in oyunları gerekse Nâzım Hikmet’in şiirleri çok ciddi ve sert antikapitalist – antimilitarist metinler. Genco Erkal’ın Dostlar Tiyatrosu’nda yarım asırdır bu çizgiyi inatla sürdürmesi, tiyatronun neden yersiz yurtsuz bırakıldığı, özellikle son yıllarda bir göçebe tiyatroya dönüşmek zorunda kaldığını açık biçimde gösteriyor. Önce Beyoğlu Belediyesi, topluluğun yıllarca kullandığı Muammer Karaca Tiyatrosu’nu sebep bile göstermeden kapattı. O günden sonra Dostlar Tiyatrosu kadrolu oyunlar yapamadı, Erkal’ın 50 yıldır oynadığı Bir Delinin Hatıra Defteri ya da Tülay Günal ile oynadıkları Brecht ve Nâzım Hikmet oyunlarıyla sürekli turnedeydiler. Erkal 2013’te, miras yoluyla bir kısmına sahip olduğu tarihî Çorlulu Ali Paşa Hanı’nın bahçesini açıkhava tiyatrosu olarak düzenledi. Ama başta kardeşi olmak üzere handaki diğer hak sahipleriyle yaşadığı anlaşmazlıklar, üzerine tiyatronun yağmalanarak yok edilmesi bu serüvenin uzun sürmemesine sebep oldu.

dostlar_tiyatrosu_Mahmut_Pasa_Konagi
Genco Erkal’ın Ali Paşa Hanı’ndan sonra ikinci açıkhava tiyatrosu denemesi Mahmut Muhtar Paşa Konağı bahçesinde…
Şimdi Mahmut Muhtar Paşa Konağı’ndaki yeni serüvenin çok daha uzun soluklu olmasını dilemekten ve dahası bilet alıp gidip izleyerek buna destek olmaktan başka yapacak bir şey yok. Genco Erkal, maalesef küresel toplumun büyük çoğunluğu tarafından artık pek bilinmeyen, bilinse de desteklenmeyen, zaten pek de yüksek sesle savunulmayan bir hayat görüşünü, yıkılmaya yüz tutmuş metruk bir binada inatla savunmaya, bu sayede ayakta tutmaya çalışmaya devam ediyor. Tıpkı bu antimilitarist – antikapitalist metinleri, Bush-Clinton-Bush-Obama döngüsünün son halkası olmaya aday kökten militarist ve kapitalist Trump’ın adını taşıyan AVM’de sahnelemek gibi inatçı bir tutum. Gerçi bu belki de, devasa bir kalenin zindanlarından birine bir el bombası bırakmak gibi sonuçsuz bir çaba. Ama olsun, Erkal da körfez sermayeli şirketlerin reklam sesi olmayı veya bayi toplantılarında içine yönetim danışmanlığı esintileri serpiştirilmiş gösteriler yapmayı tercih edebilirdi. Sırf dünya görüşüne olan bu sadakati bile Erkal’ı farklı bir yere koyuyor. Tıpkı Ferhan Şensoy gibi, Genco Erkal için de “peki bunu kim sürdürecek” diye korkmadan da edemiyor insan…

 

* Oyun afişi ve Genco Erkal / Tülay Günal fotoğrafı Dostlar Tiyatrosu’nun web sitesinden (http://www.dostlartiyatrosu.com) alınmış olup telif hakları topluluğa ve/veya görsellerin yaratıcısına aittir. Burada tanıtım amaçlı olarak kullanılmıştır.

Reklamlar

Savaş ikinci perdede çıktı

Tutkuyla bağlandıkları şeyleri korumak üzere hayattaki her türlü rezilliğe katlanacak insanlar var mıdır? Oldrich Danek’e göre varmış. Adı Brendl olan bu adam bir tiyatrocu. Genç yaşında evinden oyuncu olmak için ayrılıyor ve berbat da olsa bir kumpanyada işe başlıyor. Zaman içinde özellikle sahne üzerindeki karizması sayesinde fark ediliyor, şehir tiyatrolarından davet alıyor. Brendl’ın tiyatroya olan bağlılığı sebebiyle vermek zorunda kaldığı tavizler de bu noktada çıkıyor.

Önce, kendi tiyatrosunu kurup kendi istediği oyunları oynayabilmek için zengin bir kadının parti süsü olmayı kabulleniyor ve bu uğurda karısından ayrılıyor. Sonrası daha da zorlu, çünkü savaş yıllarında işgal altındaki şehirde Brendl, Naziler’in istediği oyunları oynamak zorunda kalıyor. Ardından, sadece tiyatrosunu ayakta tutabilmek için, perdeyi her akşam açıp insanlara biraz olsun umut verebilmek, güzel zaman geçirtebilmek için devrimci arkadaşlarının isimlerini Naziler’e bildirmek zorunda kalıyor.

Biraz büyük bir bedel değil mi? Benzeri öykülerde hep ezilmeyen, doğruyu yapmak uğruna bırakın tiyatrosunu kendi hayatını riske atan adamlar gördük şimdiye kadar. Ama Brendl onlardan biri değil. Onun inandığı tek şey tiyatro, bu uğurda feda edilmeyecek hiçbir şeyi yok. Zaten zamanla ailesini, arkadaşlarını, şerefini ve hatta özgürlüğünü kaybediyor. Belki daha önceki bir çok öykünün tekrarı olurdu ama biz yine de kırılmayı bükülmeye tercih eden bir adam görmek isterdik. Ama olsun, bu da farklı bir bakış açısı…

savas_ikinci_perdede_cikacak01.jpg savas_ikinci_perdede_cikacak04.jpg

Müfettiş’te Kaymakam’dan sonra, Savaş İkinci Perdede Çıkacak’ta da Brendl rolünde Hakan Meriçliler var. Müfettiş’te belki de kadroya sonradan dahil olduğu için, diğer oyuncular uzun süredir bilikte çalıştıkları için Hakan Meriçliler çok farkedilmiyordu. Belki bunda Çetin Tekindor’dan rolü devralmanın yükü de vardı. Ama Brendl’da izlenmeye değer bir performans var. İki buçuk saat süren (ara hariç) gayet yüksek tempolu bir oyunu neredeyse tek başına götürmek çok da kolay değil. Yanında Levent Güner ve yaşına rağmen Alpay İzbırak da iyiydiler. Bu oyundaki misafir sanatçı Şenay Gürler ise sanki gereksiz bir süs gibi kaldı, özellikle ağla(yama)dığı ayrılık sahnesindeki oyunuyla.

Oyundan önce kalabalık kadro ve bir de orkestra Oda Tiyatrosu’nun küçücük sahnesine nasıl sığacak diye düşünmüştük, sığdırmışlar. Bu sahnenin balkonu var, tam ortasında da döner bir merdiven iki katı bağlıyor. Normalde merdiven ve balkon kısmı dekorun ardında kalıyor ama derinlik gerektiğinde bu bölümler de kullanılıyor. Ben o merdivenin ve balkonun aslında sabit olduğunu yeni anladım, oyun boyunca da orada seyrettiğim diğer oyunlardaki dekorları hatırlamaya çalıştım. Orkestrayı işte bu balkona yerleştirerek yer kazanılmış. Balkonun altı da açılarak sahne derinleşmiş. Böylece özellikle arka planda yavaş çekimde olayları canlandıran oyuncular için gerekli yer sağlanmış. Tabii ki Taksim Sahnesi’nde izlemeyi tercih ederdik ama kısmet değilmiş. Artık oraya yapılacak alışveriş merkezi biter de, içinde bir de salon olur da, o salonu Devlet Tiyatroları’na verirler de, biz de yine gideriz Taksim Sahnesi’nde oyun izlemeye…

Taksim Sahnesi'ne veda

Bir şehrin kültürü, geçmişi, yaşanmışlığı biraz da halka mal olmuş binalarıyla gelecek kuşaklara taşınır. Taksim Meydanı’ndan Sıraselviler Caddesi’ne girerken soldaki binanın da bu anlamda iki farklı koldan toplumsal hayatta yer etmişliği vardı. Her şeyden önce burası bir döneme damgasını vurmuş olan, gazino deyince ilk akla gelen Maksim’im yeriydi.

İkinci olarak; bu binanın hemen girişinde yer alan ve eskiden sinema olarak kullanılan salon, Devlet Tiyatroları’nın AKM yangınından sonra ayakta kalmaya çabaladığı yıllardaki sığınağı olan Taksim Sahnesi’ydi. 1983’ten bu yana Devlet Tiyatroları’nın İstanbul’daki bir nevi merkez sahnesi olan Taksim Sahnesi artık boşaltılıyor. Birkaç yıl önce sahnenin bulunduğu binanın yıkılarak yerine bir alışveriş merkezi yapılacağından bahsediliyordu. Bunun zamanı gelmiş. Binanın sahibi sahnenin Şubat 2008’e kadar boşaltılmasını istemiş. Devlet Tiyatrosu yönetimi de sezon ortası yerine şimdiden boşaltmayı daha uygun görmüş.

AKM’nin yıkılması gündemdeyken bu sahnenin de kaybı Devlet Tiyatroları’nı zora sokacak. Geçen seneden itibaren Cevahir Alışveriş Merkezi’ndeki ve Maslak TİM’deki iki sahneyi kullanmaya başlamışlardı. Sanırım yeni sezonda buralar daha ağırlıklı kullanılacak. Geçen sezon bir süre kullanılan Kadıköy Halk Eğitim Merkezi de bu sezon daimi salonlardan biri olabilir. AKM’nin yıkılması halinde, halen kullanılan Büyük Salon’un yanı sıra Aziz Nesin Sahnesi ve Oda Tiyatrosu da elden çıkacağına göre alternatif salonların şimdiden bulunması şart.

taksim_sahnesi_02092007.jpg

Gidelim Sadabade

Liseden aklımda bir dize kalmış: Gidelim serv-i revanım yürü Sadabâd’e… Biz de bu sene gittik Sadabâd’e Eskici Dükkanı‘nı izlemeye.

Şehir Tiyatroları’nın bu sezon açılan iki salonundan biri Kağıthane Sadabat Sahnesi. İlk başta insana uzak bir yermiş gibi geliyor ama Mecidiyeköy’den on dakika içinde Kağıthane’ye iniliyor. Sahne, Kağıthane Belediyesi’nin nikah salonunun da içinde bulunduğu bir grup yapıdan biri. Yeni açılan bir sahnenin bu kadar büyük olacağını düşünmemiştim, gördüğümde şaşırdım. Salonun kapasitesi 601 kişiymiş. Biz gittiğimizde pek dolmadı ama pek dolmamış halinde bile en az 150 kişi vardı. Orada oturan bir arkadaşım hafta içi yer bulamadığı günler olduğunu söyledi, sevindim. Demek ki oraların da tiyatro göresi varmış. Hani biz tiyatroya gitmekten hoşlanmazdık?

goruntu004.jpg33.jpgBinanın giriş katında ve üst katında oldukça geniş fuaye alanları var. Alt katta Şehir Tiyatroları’nın eski oyunlarının afişleri ve fotoğrafları sergileniyor. Bunlar daha önce sergilenmiş nispeten yeni oyunlar. Üst katta ise bir köşede Tepebaşı Tiyatrosu’nun bir maketi ve yanında çok daha eski bir oyunun afişi sergileniyor. Üç perdelik bir “facia” olan oyunun adı Renkli Fener, Muhsin Ertuğrul sahnelemiş.

Şehir Tiyatroları’nın böyle bir tarihi var işte, orda burda parça parça sergileniyor. Aslında bu geçmiş güzel bir müzeyi hakediyor. Ama Şehir Tiyatroları’na doğru dürüst bir internet sayfası bile hazırlamayan zihniyetten bunu beklemek biraz çok galiba.