Anahtar: İki İstanbul Öyküsü

Binlerce yıllık geçmişiyle İstanbul’un anlatılacak birçok öyküsü var. Ancak belki de bizim bu kendi içinde yaşamak alışkanlığımız yüzünden, İstanbul yeryüzünün kolektif kültüründe hak ettiği yeri alamıyor. Şimdi dünyanın küçülmesi, herkesin her yerde olmasıyla birlikte, bu değişiyor yavaş yavaş. D&R’da amaçsızca rafları karıştırırken bulduğum Anahtar albümü bunun bir örneği.

anahtar cover
Albüm kapağındaki güzel hat çalışması Efdaluddin Kılıç’a ait

 

Anahtar’da Kanadalı Andrew Downing ile Güç Başar Gülle, sırasıyla viyolonsel ve udla İstanbul’un öykülerini anlatmanın yeni bir yolunu keşfediyorlar. Albümde iki ana öykü var. Birincisi, Gezi Park, Çapak, The Run Adam ve Çarşı’yla anlatılan Gezi Parkı olayları. İkinci öyküde ise, Rüstem Paşa, Aslan Yatağı, Kandilli İskelesi, İsmet Baba, Sorma Gir ve Çarşamba parçalarıyla, İstanbul’un kaotik megakent görüntüsünün altında yatan sükût ve bilgelik anlatılıyor. Bu hâliyle albüm, Gezi’nin enerjisi ve asiliği ile binlerce yıllık başkentin dinginliği arasında bir denge kuruyor. Zaten son parça olan Yeryüzü de, dünyanın bize öğütlediği bu dengeyi anlatarak albümün manifestosu gibi işlev görüyor.

Raflar arasında Anahtar’ın ilgimi çekmesinin sebebi güzel kapak tasarımı oldu. Sade kapakta güzel bir hatla yazılmış Anahtar kelimesinin üzerinde ve altında müzisyenlerin isimleri yer alıyor. Kitapçık ise, albümün genel konseptine çok uyacak bir şekilde tasarlanmış. Yeşim Tosuner – Backyard Design tasarımı bu kitapçıkta, hat benzeri çizgiler kullanılarak her bir parça için resimler hazırlanmış. Böylece İstanbul’u anlatma konusunda yeni bir yol, yeni bir dil daha geliştirilmiş.

Yeşim Tosuner'in kitapçık tasarımında yer alan çizimler, ufak bir İstanbul turu gibi
Yeşim Tosuner’in kitapçık tasarımında yer alan çizimler, ufak bir İstanbul turu gibi

Albüm kayıtları youtube’da mevcut değil ancak tadımlık olarak, bir Nardis kaydında Çarşı’yı buraya koyalım.


* Albüm kapağı ve kitapçık tasarımının yayın hakları, tasarımcıya ve/veya albümün yayımcısına ait olup burada bilgilendirme amacıyla kullanılmıştır. Tüm resimler http://www.backyarddesign.ca/Portfolio/AndrewDowning/Anahtar/ adresinden temin edilmiştir.

Reklamlar

İncesaz… ama Deryasız… ama Dileksiz…

Sevdiğim müzik gruplarındaki ayrılıklar üzücü oluyor. Çocukça bir neşeyle söyledikleri şarkıları çocukça bir mutlulukla sevdiğim Emel Erdal ikilisinin ayrıldığını duyduğum günü hatırlıyorum. Sene 1989 imiş… Şişli sokaklarında eve doğru yürürken “nasıl yani şimdi ayrı ayrı mı şarkı söyleyecekler, çok saçma” diye düşünmüştüm.

Emel Erdal’ın bu mutlu günleri yaklaşık 4 yıl sürdü

Sonra, şimdi artık anılara karışan Emek Sineması‘nda Ekim 1997’de izlediğim Yeni Türkü‘yü de unutmam. Fuat Oburoğlu, Cengiz Onural ve Murat Buket yeni ayrılmıştı. Derya Köroğlu grubun yeni üyelerini tanıtmıştı tek tek, “işte yeni Yeni Türkü” demişti. Sonrası sanki başka bir Yeni Türkü, bir tür paralel gerçeklikteki Yeni Türkü. Zaten bugün hâlâ, o tarihten önceki Yeni Türkü dinleniyor, yenisinden de eskisinden de.

Ekim 1997'de Emek Sineması'ndaki Yeni Türkü konseri yeni bir başlangıçtı
Ekim 1997’de Emek Sineması’ndaki Yeni Türkü konseri yeni bir başlangıçtı

O ayrılığın belki tek güzel yanı, Cengiz Onural’ın, Derya Türkan ve Murat Aydemir’le 1996’da kurduğu İncesaz‘a odaklanması oldu. İlk albüm olan Eski Nisan‘da Murat Buket de vardı. Eylül Şarkıları‘nda Melihat Gülses sanırım grubun popülerliğine çok şey kattı. İstanbul’a Dair, Mazi Kalbimde, Kalbimdeki Deniz ve Yollar albümlerindeki solist Dilek Türkan ise grubun takipçileri için, kalıcı üyelerden biri olarak görülmeye başladı. Bugün bu albümlerde olsun olmasın, birçok İncesaz şarkısının kulaktaki tınısı, Dilek Türkan’ın huzur veren pürüzsüz sesiyle ayrılmaz biçimde birleşmiş durumda.

İncesaz Geçmiş Günler'i Ocak 2014'te çıkardı. İlk defa Derya Türkan'sız...
İncesaz Geçmiş Günler’i Ocak 2014’te çıkardı. İlk defa Derya Türkan’sız…

Ama 2013 gruba ayrılık getirdi. Dilek Türkan ayrılırken, Derya Türkan da ara vermiş. Onların yokluğunda, 2014 başında Geçsin Günler geldi. Yine çok güzel ve pürüzsüz bir ses olan Ezgi Köker ile… Geçsin Günler‘de grup, Murat Aydemir bestesi Laterna‘yla Eski Nisan tadı verirken, Baba Evi’nden kalma Sevdayla Hesaplaşılmaz‘la ilk günlerine selam gönderiyor. Erol Sayan ve Refik Fersan besteleriyle, ustaları hatırlatmaya devam ediyor. Rüzgar Uyumuş yorumu özellikle çok iyi. Ayrıca Cengiz Onural’ın bestelediği Oyun ve düzenlediği Üsküdar’a Gider İken‘de Rezonans Acapella Korosu’yla birlikte yeni denemeler de var. Sonuçta yine oldukça güzel bir albüm olmuş. Ama Derya yok, Dilek yok. Bu albüm karşısında hislerim, anne babası ayrılmış bir çocuğunkiler gibi… Yine de grubun resmî sitesindeki intro umut vadediyor. Üstelik albümde yer alan Derya şarkısı, “çal kapımı unuttum eski kırgınlıkları” derken bir çağrı sanki…

Ümitvar bir tablo...
Ümitvar bir tablo…


– Emel Erdal görseli promosyonel bir fotoğraf olup telif hakları muhtemelen üreticisine ya da ikilinin o dönemki prodüktörüne aittir.
– Yeni Türkü konser bileti görseli blog yazarına ait olup, telif hakkı gerektirecek özgünlükte olmayan bir tasarımın reprodüksiyonudur.
– Geçsin Günler albüm kapağının telif hakkı saklıdır ve tasarımcısına ve/veya Kalan Müzik’e aittir.
– İncesaz görselinin telif hakkı saklıdır ve tasarımcısına ve/veya gruba aittir.