Karanlıktakiler (2009)

KaranlıktakilerBirden popüler olan şeylere karşı insafsız bir önyargı geliştiriyorum. Çağan Irmak’ta da aynı şey oldu. Babam ve Oğlum’u görmeye gitmeyi ağırdan aldım ve film birden fenomene dönüştü. Her izleyen, filmin neresinde nasıl ağlamaya başladığını anlattı. Tüm izleyenlerde aynı etkiyi yaratan, yaşına, cinsine, toplumdaki yerine bakmadan istisnasız herkesin beğendiği film, bendeki bu popülarite önyargısını körükledi. Filmi izlemedim. Hatta önyargı, arada Ulak’ı yok saydırıp, Issız Adam’a kadar bulaştı. Onları da izlemedim. Issız Adam da, aynı çapta olmasa bile kitlesel bir beğeni patlaması yarattı. Önce “oldies but goldies” popülerliğini arkasına alarak ilgi uyandıran şarkılar konuşuldu, insanları sarmaladı, filmi beğenmeye zorladı. Sonra film, öncekinden daha küçük bir fenomene dönüşmeye başladı. H……’ın anlattığına göre, kimi sahneleri geri sarıp defalarca izleyerek salya sümük ağlayan gençler dahi varmış.

Bunlara rağmen, daha fragmanını gördüğüm anda biliyordum Karanlıktakiler’i izleyeceğimi. Birkaç Kabuslar Evi bölümü dışında, Asmalı Konak dahil hiçbir işini izlemediğim Çağan Irmak’a buradan başlamak biraz acayip olacaktı. Ama her türlü önyargıma, sonucun ne olacağını aşağı yukarı tahmin etmeme, hatta bu tahminimi teyit edecek şeyler okumama rağmen filme gittim. Neden? Çünkü: Meral Çetinkaya ve Erdem Akakçe.

Sonuç: Unutulmaz bir film değil. Annenin deliliğine fazlasıyla yaslanan, sırf bu yüzden Meral Çetinkaya’yı abartılı bir delilik içine hapseden bir film. Ben filmden, Gülseren’in deliliğine bir sebep biçip “yazık bunlara da” dedirtmenin ötesinde; Egemen’in hayatında ilk defa gerçekten egemen olduğu, kendisini hapseden, artık kendisine de bulaşmaya başlayan bu delilikten beklenmedik biçimde ve hatta “delice” yollarla kurtulduğu bir son beklerdim. Bu son, anne ile oğlun motosiklete atlayıp, herşeyi geride bırakarak tepelerin ardındaki aydınlığa doğru yitip gitmeleri olamaz kesinlikle. Tabii asıl amaç, önceki filmlerde olduğu gibi, hislenmeye teşne izleyicinin duygularını dürtüp ağlak bir sonla akılda kalmaya çalışmak ise, o başka…

Filmde akılda kalan belki tek şey, Umay ile Ara’daki Ender’in ortak kaderiydi. Görünüşe bakılırsa, bunalmış beyaz Türklerin öykülerini izlemeye devam edeceğiz.

Reklamlar

Kategoriler: film, Sinema

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s