Nehrin Solgun Yüzü'yle yeni bir oyun, yeni bir sahne

nehrin_solgun_yuzu_afis1Gökkafes birçok itiraza rağmen sonunda açıldığında “mümkünse o binaya gitmeyeceğim” demiştim kendime. Çirkinliğiyle devasa bir kafes gibi çökmüştü şehrin üstüne. Böylesine berbat bir bina, yasaların hilafında inşa edilebiliyorsa, yıllardır bir ceset gibi çürüyen Park Otel inşaatı neden devam edemiyor? Doğru cevapları alabilmek için, soruyu tersten sormak lazım sanırım.

Neyse, birkaç yıl önce, iş icabı mecburen girince o binaya, kendime verdiğim bir sözü daha çiğnemiş oldum. Tiyatro izlemek için yerin dibindeki bodrum katlarına bile inmiş biri olarak, o melun binaya tekrar gitmek çok da koymadı bana. Böylece, yeni açılan Tiyatro Maan Performans Sahnesi’ni, Türkiye’de bir oyunu ilk defa oynanan Nick Stafford’un Türkçe’ye romantik çağrışımlı Nehrin Solgun Yüzü adıyla çevrilen Katherine Desouza oyunu için görmüş oldum.

Oyunun, Türkçe olmayan kelimeleri acımasızca yasaklayan çevirmeni kızabilir belki ama, oyunu tanımlamak için en uygun söz “suspense” (Türkçe’de o karşılığı tam olarak veren kelime bilmiyorum). Sonunda bir şeyler çözülmüş gibi oluyor ama yine de birkaç alternatif doğru olabilir. Konu kısaca şöyle: Boş zamanlarında, aklını kaçıran kocasını tımarhanede ziyaret eden Fay, doğduğu ufak kentte bir zamanlar ufak bir aşk yaşadığı Kevin ile yeniden iletişime geçer ve onunla yazışmaya, ardından onu hapishanede ziyarete başlar. Kevin, birçok kadını tecavüzün ardından boğarak öldüren Vaftizci Yahya lakaplı seri katil olduğu iddiasıyla tutukludur; ancak ısrarla suçsuzluğunu savunur. Bu sırada ortaya çıkan David ise, daha önce intihara da kalkışmış olan ve iki yıldır kendisinden haber alınamayan kızı Katherine Desouza’nın da Vaftizci Yahya tarafından öldürüldüğünü düşünmekte; kızının akıbetini tam olarak öğrenebilmek için Fay’den yardım istemektedir. Kevin ise, aleyhine tanıklık ederek hapse girmesine sebep olan bir arkadaşının asıl seri katil olduğunu iddia eder ve David’e bire bir uyan bir eşgal verir. Bu çerçevede, oyunda birkaç soru sürekli havada kalıyor:

  • Katherine öldürüldü mü? Yoksa ailesini terk edip kayıplara mı karıştı? Ya da cesedinin bulunamayacağı şekilde intihar mı etti?
  • David, Katherine’in babası mı, yoksa Vaftizci Yahya mı?
  • Kevin gerçekten katil mi?
  • Fay yalnızlığından kurtulmak için geçmişindeki ufacık bir sevgi kırıntısına ne pahasına olursa olsun tutunmaya çalışan mutsuz bir kadın mı? Yoksa Kevin’in suçluluğunu ortaya çıkarmaya çalışan bir görevli mi?
  • En önemlisi, Fay ile Kevin’in paylaştığı anı, iki liseli gencin yıllar önce nehir kıyısında, arabadan gelen müzik eşliğinde çimenlerin üzerinde masumca yatışlarından mı ibaret? Yoksa o masum anıda, Kevin’in seri katillik deneyiminin ilk belirtilerinin yaşandığı bir olay mı gizli?

Kevin’in Fay’den kendisi için yalancı şahitlik istemesinin ardından geçirdiği nöbette sayıkladıkları, bunlara net bir cevap vermeyen oyunun sonunda seyirciye bazı kestirimler yapma şansı veriyor sadece.

Küçük kadrolu ve az sahneli bu oyunda, Tiyatro Maan Performans Sahnesi’nin imkânları güzel kullanılmış. Bazı sahnelerin, ışık altında saydamlaşan arka planın gerisine taşınması, yerden ve blackout’tan tasarruf sağlamış ama bir noktada o sahnelerden birini aydınlatan spotların bozulması biraz sıkıntı yaşattı kadroya. Geriye kalan üç mekan olan hapishane görüşme odası, park ve kitapçı için gerekli değişimler ise, biraz da sahnenin ortasında duran ve bir seferinde kitaplık olarak kullanılan, diğer kullanımlarını pek çıkaramadığım hantal ve zor yer değiştirilen sütun sebebiyle, uzunca sürüyordu.
Böcek’te birkaç dakikada ölüveren Gökçer Genç, burada iyi bir Kevin olmuş. Picasso’da daha yeni izlediğimiz Ayça Bingöl de rahat ve abartısız oyunuyla iyiydi. Sahnede ilk defa gördüğüm Mahmut Gökgöz ise nedense çok fazla tekledi ve sözlerini unuttu.

Ahmet Levendoğlu’nun, belli kelimeleri, daha yaygın ancak yabancı kaynaklı alternatiflerini tamamen dışlarcasına ısrarlı kullanımı, metnin önüne geçiyor sanki. David’in oyun boyunca birkaç defa bir şeylerin “ayırdında” olması, “tanılama ve sağaltımdan” bahsetmesi, okumuş yazmış bir adam için çok yadırgı durmayabilir. Ama hayatında kitap okumamış, bir köyde yetişmiş ve acımasız bir seri katil haline gelmiş Kevin’in “düşlemlemek” gibi sözcükler kullanması gerçek dışı kalıyor. Ancak yine de, David’in ara sıra bazı şeylerin “farkında da olması” dileğini atlamamak şartıyla, bu uğraşı olumlu buluyorum.

Öte yandan çevirmen, geçen sezon Tiyaro Dergisi’nde birkaç ay süren bir çeviri tartışmasının ardından, yine aynı eleştirilere maruz kalabilecek bir çeviri yapmış. Inishmaan’ın Sakatı’ndaki “ittiğimin dünyası” bu sefer bolca “düdükleniyor”. DT’de küfredilemiyor olabilir ama özel bir sahnedeki seri katil de şöyle doya doya bir küfredemeyecek mi? Bir de bu denli Türkçeleştirilmiş bir oyunda, bizim mobesenin dengi olan, kolaylıkla “güvenlik kamerası” denebilecek CCTV’nin metinde “sisitivi” olarak bırakılmış olması ilginçti.

Ufak ışık aksiliğine, hafif aksak dekora rağmen, genel olarak iyi bir oyunun ve yeni bir salonun bize kazandırılmış olması güzel.

Reklamlar

One thought on “Nehrin Solgun Yüzü'yle yeni bir oyun, yeni bir sahne

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s