Çağdaş Tiyatroda Mitolojinin Gücü

the_brothers_size_afisTalimhane Tiyatrosu, meraklıları için değişik fırsatlar sunmaya devam ediyor. Ölüm Ayrıcalığı’ndan sonra, bu sahnede izlediğimiz ikinci yabancı oyun Actors Touring Company ve Young Vic ortak yapımı olan The Brothers Size oldu. Üç oyuncunun hiç ara vermeden, dans ederek, şarkı söyleyerek, tüm güçleriyle gümbür gümbür oynadıkları oyundaki performanslarından etkilenmemek güçtü. Dahası, bir de oyunun, metnin kendi güzelliğini var.

Konu kısaca şu: Oshoosi hapisten çıkar ve abisi Ogun’un yanına yerleşir. Amacı, hapisteyken hayallerini kurduğu serbest hayatı yaşamak, eğlenmek, kız tavlamak, seyahat etmektir. Ama abisi Ogun buna engel olur. Oshoosi’nin, kendisi gibi belirli, düzenli, yerleşik bir hayat yaşamasını ister. Onu, kendi tamirhanesinde çalışmaya zorlar, sürekli istediği arabayı ona vermez. Yeniden belaya bulaşmaması için ona sürekli hapishaneyi hatırlatır ve uyarılarda bulunur.

Abisinin bu sıkı tavrından sıkılan Oshoosi’ye, hapisten arkadaşı olan Elegba bir araba hediye eder. Oshoosi bir yandan tamirhanede çalışmaya devam ederken, diğer yandan da Elegba ile zaman geçirmeye başlar. Bir akşam Elegba arabaya uyuşturucu yerleştirir ve polisler bunu fark edince, Oshoosi’in tekrar hapse girmemek için kaçmaktan başka çaresi kalmaz. Ogun, tüm çabalarına rağmen başını derde sokan kardeşini yine de kabullenir ve ona kaçması için bir araba verir. Oyun iki kardeşin dramatik ayrılığı ile sona erer.

Aslında ilk anlatışta, pek de ilgi çekici, yenilikçi bir öyküsü yok oyunun. Ancak, oyunda her üç karakterin de Batı Afrika halklarından Yorubaların mitolojisiyle doğrudan ilişkilendirilmiş olmaları, oyunu asıl ilgi çekici kılan nokta. Bu üç adamın temsil ettiği tanrılar ve oyunda olup bitenlerle mitolojik hikayelerin kesişimi şöyle:

Büyük kardeş Ogun Size, küçüğünü sürekli koruyup kollamak, yönlendirmek zorunda olan, aynı zamanda yerleşik ve belirli bir hayatı tercih etmiş bir adam. Çok çalışmış ve kazandıklarıyla kendisine bir tamirhane açabilmiş. Şimdi hapisten çıkan küçük kardeşinin de kendi gibi düzenli ve aklı başında bir hayat sürmesini istiyor. Onu doğruya, aslında kendi doğru bildiğine yönelmeye zorluyor. Ogun, Yoruba mitolojisinde ateşin ve demirin tanrısının ismi, yani yerleşikliği, olgunluğu ve gücü simgeliyor.

Küçük kardeş Oshoosi ise çok daha uçarı, yerinde duramayan ve çalışmaktan hoşlanmaya bir kişiliğe sahip. Başı beladan hiç kurtulmamış, hayatı boyunca sürekli çuvallamış. Üstelik, farkında olmasa da yine çuvallamak üzere. Hapisten çıktıktan sonraki hayatını abisinin tamirhanesinde çalışarak değil, bir araba alıp, etrafta gezinip, kızları “avlayarak”, Meksika’yı, hatta Madagaskar’ı görmeye giderek geçirmek istiyor. Oshoosi’nin mitolojik karşılığı olan Oxosi ya da Ochosi, avcılık ve orman tanrısı. Yerinde duramaması, sürekli gezmek, yeni yerler görmek istemesi bundan kaynaklanıyor. Bu tanrının aynı zamanda adalet arayanların dua ettiği tanrı olması da, oyundaki siyahlara karşı adaletsizlik vurgusunu güçlendiriyor.

Oshoosi’nin hapisten arkadaşı olan Elegba, oyunda kilit role sahip. Önce abisinin vermeyi reddettiği arabayı Oshoosi’ye karşılıksız hediye ediyor. Ardından o arabaya uyuşturucu yerleştirerek Oshoosi’nin kaçıp gitmesine sebep oluyor. Elegba’nın mitolojik karşılığı olan Elegba ya da Eshu isimli tanrı, kesişen yolların ve yolcuların tanrısı. Üstelik Eshu, oyuncu bir tanrı. İnsanları, onlara birşeyler öğretmek, doğru yolu göstermek için önce kandırıp birbirine düşürüyor, ardından ortaya çıkıp ders veriyor.

Elegba’nın, bu mitolojik kurgu dahilinde, Ogun ve Oshoosi’ye iki konuda ders verdiğini, onları iki konuda doğruya yönelttiğini söylemek mümkün:

1. Birbirinizin hapishanesi olmayın: Ogun, annesi ve babası öldükten sonra, kendisi çok büyük olmasa da Oshoosi’ye hep bakmak, ona göz kulak olmak, onu yetiştirmek zorunda kalmıştır. Buna rağmen Oshoosi sürekli hata yapar ve onun yaptığı her hatada, çevredekiler Ogun’u suçlar. Oshoosi hata yaptıkça, Ogun üzerine düşen görevi yerine getirememiş sayılır. O her düştüğünde, “çelmeyi takan” sanki Ogun’dur. Bu yüzden Oshoosi, hayatı boyunca Ogun’un hapishanesi olmuştur.

Ogun, Oshoosi’nin, hapse girerek doruk noktasına ulaştırdığı bu başarısızlığını artık sonlandırmaya kararlıdır. Bu amaçla, kardeşini sıkı kontrol altında tutar. Onu zorla çalıştırır, nerede kiminle neler yaptığını sorgular. Oshoosi hapisten çıkmıştır ama artık, parmaklıkları olmayan başka bir hapishanede gibidir.

Sonuçta iki kardeş birbirinin hapishanesi olmuştur. Oyunun başında yere tebeşirle çizilen ve oyuncuların hareket alanını sınırlayan çember, her şeyden önce bu birbirine tutsak olma durumunu temsil eder.

2. Herkesin doğrusu kendine: Ogun’un, biraz küçüklüğünden beri o yönde yönlendirildiği için, biraz da kendince doğru olan bu olduğu için Oshoosi’yi sokmaya çalıştığı kalıp, küçük kardeşe hiç uymaz. Bu iki adam, kardeş olmakla birlikte, farklı ve hatta zıt karakterlere sahiptir. Birinin doğrusu diğerine uymaz. Aralarındaki sevgiyle karışık sürekli çatışmanın bir sebebi de budur. İkisinin, özellikle de Ogun’un, bu gerçeği fark ederek diğerini olduğu gibi kabullenmeyi öğrenmesi gerekir.

İşte bu iki çatışmayı çözümlemek için, hilebaz tanrı Elegba çıkar ortaya. Oshoosi’ye hediye edilen arabadan dolayı Ogun’un bile heyecanlandığı gözden kaçmaz. Ama Elegba, ikisini de aldatmaktadır. Bir an için düşünmemelerini, sorgulamamalarını sağlar ve Oshoosi’nin kaçışıyla sonuçlanan olayları başlatır. Böyle davranarak, hem iki kardeşi birbirleri için yarattıkları hapishaneden kurtarır, hem de Ogun’a kendi gerçeğinin Oshoosi’nin gerçeğine uymadığını, onun kendi gerçekliğinde kendi hayatını yaşaması gerektiğini öğretir.
the_brothers_size001
Oyun, bu iki temayı Batı Afrika mitolojisiyle yoğurarak sunarken, şekilsel olarak da aynı kültürün törensel geleneklerinden yararlanıyor. Sürekli hareket halinde olan, dans eden, şarkılar söyleyen bu üç adamın performansı, zaman zaman sanki bir ayine dönüşüyor. Oyuncular, bir daireden ibaret oyun alanında, hiçbir dekor ya da ek malzeme kullanmadan, çıplak toprak üzerinde kadim öykülerini anlatan Afrikalılar gibi oynuyorlar. Hatta zaman zaman seyirciye dönüp “Ogun şöyle söyler”, “Elegba şunları yapar” cümleleriyle az sonra yapacaklarını anlatmaları, bilge bir öykü anlatıcısının tüm kabileyi etrafında toplayıp eski zamanlardan kalma efsaneleri anlatışını hatırlatıyor. Böylece – en azından Talimhane Tiyatrosu’nda – sahnenin etrafına dizilmiş olan seyirciler de bu kabilenin birer bireyi haline geliyor, hemen birkaç adım ötelerinde olup biten anlatıya bir şekilde dahil oluyor.

Bu türden bir anlatımın içine, her karakterin kendi kişiliğinin özünü anlattığı oldukça keyifli monologlar yerleştirilmiş. Böylece seyirci, Oshoosi’nin hapishane kütüphanesindeki kitapta Madagaskar’ı gördüğünde nasıl heyecanlandığını, Ogun’un kardeşini tek başına büyütmeye çalışırken kendini ne kadar kıstırılmış ve başarısız hissettiğini, Elegba’nın, hapiste bir gece abisinin adını sayıklayarak ağlayan Oshoosi’nin hislerine “sanki kendisinin de özlediği bir abisi varmış gibi” nasıl ortak olduğunu, bunları gerçekten yaşamış kişilerden dinliyor gibi öğrenebiliyor.

Böyle güzel bir oyunun en önemli özelliği, yazarının henüz 1980 doğumlu, Yale School of Drama’dan geçen sene mezun olmuş genç bir yazar olması. Bu bir yazarın gelişimini izlemek sanırım keyifli olacaktır, oyunlarını izleme şansına erişenler için.

Reklamlar

Kategoriler: Seyir Notu, Tiyatro

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s