Ölüm Ayrıcalığı

olum_ayricaligi_01Talimhane Tiyatrosu’na sanırım (ve umarım) bolca yabancı konuk topluluk gelecek. İlk örnek Carmen Werner ve Provisional Danza idi. Dans gösterisi olarak sunulan El Privilegio de Morir (Ölüm Ayrıcalığı) aslında dans tiyatrosu da sayılabilecek bir içeriğe sahipti. Üstelik de ilgi çekici bir teması vardı: Edward Hopper resimleri ve ölmek ayrıcalığı…

Dansçılar sahnede tabloları tek tek canlandırırken, bir yandan da ölmek ayrıcalığına bir türlü ulaşamayan bir adam umutsuzca kendini öldürmeye çalışıyordu. Dansçılardaki güç ve dinamizm gerçekten etkileyiciydi.

Hopper tablolarını dans formatında canlandırmak güzel bir fikir. Ancak gösterinin çıkış noktasında temel bir aksaklık mevcut. Broşürde şunlar yazıyor: “Bu yapıt Edward Hopper’ın resimlerinden esinlenerek yaratıldı; onun resimlerindeki karakterlerin yansıttığı huzurdan, ışıltıdan, renklerden ve başka şeylerden esinlenilerek… Resimlerdeki herkes bir şeyi ya da birilerini bekler gibi; acı çekmiyorlar, belki de ölüm ayrıcalığını beklemekteler…”

İkinci cümle, Hopper resimlerindeki ana temayı bekleyiş olarak yorumlama eğilimindeki biri için, nihai beklentiyi tanımlamak açısından isabetli sayılır. Gösterinin adına ve içeriğine de uyuyor. Ama ilk cümleyle arasında bir çelişki var. Diyelim ki ikincisi doğru, bu insancıklar gerçekten bir şeyi, hatta ölümü, gösterinin iddiasıyla “ölebilme ayrıcalığını” bekliyorlar. Bu noktaya iki şekilde gelmiş olabilirler:

1. Hayatları acı, mutsuzluk ve (çoğu insanın ya da resimleri görmemiş çoğu insanın yorumuna güvendiği çoğu başka insanın Hopper’a şıp diye atfettiği) hüzün ile doludur. Bu hayatı yaşamaktan mut almamaktadırlar. Ama bir türlü de bu hayatı sonlandıramazlar. O zaman da oturur ölümü beklerler ya da, gösteride olduğu gibi, olur olmaz yöntemlerle intihara kalkışırlar.

2. Bu insanlar acı falan çekmemektedir, mutsuz da değildir. Ama mutlu da olamazlar. Hayatlarına bir yön, anlam, sebep bulamamışlardır. Anlamsız kalmışlar, amaçsızlaşmış, inançsızlaşmışlardır. Bu insanlar için herhangi bir şeyi yapmak ile yapmamak arasında bir seçim mümkün değildir, çünkü her iki seçim de eşit oranda anlamsızdır. O yüzden bu insancıklar, tıpkı aslında yaşayamadıkları gibi, ölememektedir de. Kendi vermedikleri bu karar, doğanın işleyişi gereği kendiliğinden gerçekleşecektir ve mevcut anlamsızlıkları başka bir anlamsızlığa dönüşecektir. Hopper’ın insanlı resimlerindeki beklerdururluk, aslında ikinci tür insanları anlatır, desem yanıltıcı bir genelleme yapmış olur muyum? “Bana göre” öyle derim, o zaman.

Aynı noktaya, ölme ayrıcalığını bekleme noktasına, farklı yollardan gelen bu iki tür insanı ele aldığımızda, gösteri içeriğine uygun olan elbette birincisi. Ama hangisi olursa olsun, yukarıda alıntılanan iki cümleden ilki yersiz oluyor. Çünkü her iki durumda da bu insanlarda ne huzur ne de ışıltı görmek mümkün olacaktır. Bu durumda anlatılmak istenen ile, bu anlatılmak istenenin Hopper’a bağlanışı ve sahnede canlandırılan resimlere eklenen dramatizasyon arasında bir bağlantısızlık oluşuyor.

Yine de, isminden ve amacından bağımsız şekilde, gösteriyi sırf dans olarak izlemek bile keyif verici. Hatta kendini bir türlü öldüremeyen zavallı adamın sonuçsuz çabalarına şuursuzca gülen bir “homo nonsemioticus” iseniz, düpedüz eğlenmeniz bile mümkün.

Reklamlar

Kategoriler: Seyir Notu, Tiyatro

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s