Bradbury'nin gerçekleşmek üzere olan kehaneti

Dönemin ünlü Amerikalı televizyon yapımcısı ve sunucusu Edward R. Murrow, 1958’de bir konferansta yaptığı konuşmada (1) televizyon için şunları söylüyordu:

Bundan 50 ya da 100 yıl sonra tarihçiler, bugünün üç televizyon ağının bir haftalık yayınını izleseler, görecekleri şey çöküşün, soyutlanmanın ve yaşadığımız dünyanın gerçeklerinden kaçışın izleri olurdu. Sizleri televizyon kanallarının akşam saat 8 ile 11 arasındaki yayın akışlarını incelemeye davet ediyorum. Bu ulusun karşı karşıya olduğu ölümcül tehlikenin kısa süreli kasılmalarını göreceksiniz. Pazar öğleden sonralarının entelektüel gettosunda istisnai bilgilendirici programların yayınlandığı doğrudur. Ancak günün en çok izlenen saatlerinde televizyon, bizleri hayatın gerçeklerinden soyutlamaktadır. […]

[…] Bir gün Hollywood’un elinde hiç Kızılderili kalmazsa, bütün yayın akışları tanınmaz hale gelir. Belki o zaman cesur biri çıkıp, düşük bütçeyle de olsa, bu ülkedeki Kızılderililer’e gerçekte neler yapmış – ve halen yapmakta – olduğumuzu anlatan bir belgesel hazırlardı. Ama böyle bir şey nahoş olur. Ve bizler de, hassas yurttaşlarımızı, ne pahasına olursa olsun, nahoş şeylerden korumalıyız.

451.jpgBundan 5 sene önce, 1953’te yayınlanan Fahrenheit 451’de, Guy Montag evinde sakladığı şiir kitaplarından birini ortaya çıkarıp, bir şiiri yüksek sesle okuduğunda, hassas Bayan Phelps işte bu yüzden ayılıp bayılır. Çünkü romandaki ulus öyle bir hale gelmiştir ki insanlar, tüm oturma odalarını kaplayan devasa üç boyutlu interaktif televizyonlarda, mevcut olmayan bir hayatı yaşamaktadır. Bu televizyonlarda yayınlanan tüm programlar eğlenceye yöneliktir. Çünkü kimse hayatın gerçekleriyle yüzleşip üzülmek istemez.

Bu yüzden okullarda gittikçe daha az şey öğretilir, edebiyat neredeyse tamamıyla unutulur, İngilizce bile doğru dürüst kullanılmaz olur. İnsanlar televizyon izleyerek, müzik dinleyerek, çok canları sıkıldığında büyük spor etkinliklerine katılarak ya da jet otomobillerle son sürat yarışarak yaşamlarını sürdürürler. Yaklaşmakta olan savaşı bile dert etmezler. Duyarsız, umarsızdırlar.

Böylesine uyutulmuş, uyuşturulmuş, aldırmazlaştırılmış bir toplumda, en tehlikeli şey doğal olarak kitaptır. Komedi ve seks konulu olanlar haricindeki tüm kitaplar yasaklamıştır. İtfaiyecilerin görevi ise saklanan kitapları bulup yakmak, saklayanları da cezalandırmaktır.

Ray Bradbury, 2007’de verdiği bir röportajda (2), Fahrenheit 451’in sıklıkla düşünüldüğü gibi iktidar sansüründen bahsetmediğini söyler. Bradbury’nin asıl amacı o dönemde yeni yeni yaygınlaşmaya başlayan televizyonun edebiyatı nasıl tehdit ettiğini anlatmaktır. Romanda insanların gerçeklerden uzaklaşıp kendi kabuklarına çekilmelerine, uyduruk bir gerçeklikte, umarsız ve aldırmaz şekilde yaşamaya başlamalarına televizyonun neden olur. İktidar ise, itfaiye şefi Beatty’nin dediği gibi, bu fırsatın üzerine atlamış, kitapları – yani fikirleri – yasaklamak için bunu bahane etmiştir.

Romanın sonunda savaşın gerçekten çıkması, tüm şehirlerin bombalananması, bu uyuşmuş toplumun yok olması, onlara reva görülen bir cezadır. Çünkü Bradbury’ye göre toplum bunu kendi istemiş, kendi tercih etmiştir. İnsanlar gerçeklere sırtını döndükçe televizyon daha da gerçek dışı olmuş, televizyon gerçek dışı oldukça insanlar daha da izole edilmiş, bu kısır döngü sonunda felaketle sonuçlanmıştır.

Edward R. Murrow aynı konuşmanın sonunda şunları söyler:

İnsanların izlemeyeceklerini, ilgilenmeyeceklerini, hallerinden memnun, umursamaz ve izole olduklarını söyleyenlere tek cevabım var: En azından karşılarındaki bu muhabir, bu fikrin yanlış olduğunu düşünmektedir. […]

Bu alet [televizyon] öğretebilir, aydınlatabilir, hatta ilham verebilir. Bu ancak, insanlar onu bu amaçlarla kullanmaya karar verilerse gerçekleşir. Aksi halde kablolardan ve lambalardan oluşan bir kutudan ibaret kalır. Cehalete, hoşgörüsüzlüğe ve umursamazlığa karşı, büyük ve kararlı bir savaşın başlatılması şarttır. Bu savaşta televizyon da bir silah olarak çok faydalı olabilir.

Biz toplum olarak son 25 yılda bu silahı bu amaçla hiç kullanamadık. Televizyonculuğumuzun ulaştığı dorukta bugün önümüzde, sakız gibi uzayan saçma öyküler üzerine kurulu diziler, bin türlü zevzeklikle donanmış şovmenler, milletin ortasında mizansen gereği kavgaya tutuşan karı kocalar, üçüncü sınıf şarkıcıların aşk hayatını en küçük ayrıntısına kadar takip eden programlar var. Milletçe ayıla bayıla seyrediyoruz. Kısır döngüye çoktan girmişiz. Televizyon rezilleştikçe biz de rezilleşiyoruz, biz rezilleştikçe televizyon da rezilleşiyor.

Verilmesi gereken savaşta gittikçe gecikiyoruz. Şimdi elimizde, yine kullanmayı beceremediğimiz, yepyeni ve çok daha güçlü bir silah var: İnternet. Ama biz onu da, tıpkı Bradbury’nin tanımladığı toplum gibi, hedonist amaçlarımıza alet etmekten başka bir şey yapmıyoruz.

Bir an önce bu mecraları, aydınlanma amaçlı kullanmaya başlamalıyız. Yoksa tepemizde patlayan kültür bombaları altında yok olup gideceğimiz günler yakındır.

(1) http://www.turnoffyourtv.com/commentary/hiddenagenda/murrow.html
(2) http://www.laweekly.com/news/news/ray-bradbury-fahrenheit-451-misinterpreted/16524/

Reklamlar

Kategoriler: bilimkurgu, edebiyat, Kitap

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s