İsa'nın Güncesi

isanin_guncesi_eski.jpgİsa’nın Güncesi* Melih Cevdet Anday’ın kendi adıyla yayınladığı (1974) üçüncü romanı. Gizli Emir’den** sonra yazılmış ama olayların geçtiği ortam, hayali kurumlar, saçmalığa varan bitmek bilmez soruşturmalar dizisi gibi pek çok unsur bu romanı Gizli Emir’e bağlıyor. Sanki burada, Gizli Emir’deki olayların biraz öncesi anlatılmış, o şehrin nasıl o şehir haline geldiğinden bahsedilmiş. Bu iki roman ardı ardına, bir bütün gibi okunabilir.

Kahraman, karısının İsa adını verdiği, ama adı İsa olmayan bir memur. Hayatta hiçbir büyük amaca sahip olmayan, yarışmacı hırsları bulunmayan, hayatın bir rastlantılar silsilesi olduğuna inanan, bütün yeniliklerden huzursuz olan biri. Kuruntulu değil, olayları olduğu gibi görüyor: “rastlantısal ve amaçsız”. Hep hayatın dışında olduğunu hissediyor, “sözlü dünya” dediği gerçek hayata kendini ait hissetmiyor hiçbir zaman.

Hobi olarak taşlar, yapraklar topluyor. Zaman zaman romanlar okuyup bunların özetlerini çıkarıyor. Bir de okuduğu şiirleri kelime kelime, harf harf kesip, bunlardan anlamsız cümleler, kelimeler oluşturmayı seviyor.

İsa hayatı boyunca birileri tarafından yönlendirilmiş. Birisi kendisini yönetmeye kalkıştığı zaman buna karşı çıkmıyor. Bunun iki sebebi var: 1. Ona söyleneni yapmak ile yapmamak onun için eşdeğer 2. Demek ki kendi varlık sebebi, birilerini yönetmek ihtiyacı duyan kişilerin yönettiği kişi olmak. Bu yüzden eski bir okul arkadaşı olan bacanağının ısrarıyla evlenmiş. İş değiştirmesine de eski muhasebe şefinin oldu bittisi sebep oluyor. Ev düzenine, kaçta gelip gideceğine, akşam ne zaman yemek yiyip neler yapacağına ve kaçta yatacağına ise karısı karar veriyor.

İsa, İthal Ambarları ve Uluslararası Elektronik Birliği Kurumu’nda çalışırken birden bire anlam veremediği bir terfi alıp başka bir binadaki daha büyük bir odaya yerleştiriliyor. Ancak kendisine yeni göreviyle ilgili hiçbir iş verilmeyince, sıkıntıdan ve merakta odadaki kasayı açıp içinde unutulmuş dört sayfayı buluyor. Bu noktada İsa’nın hayatı geri dönülmez şekilde değişiyor.

İsa iş yerinde ve dışında sürekli olarak kağıtlarla ve başka konularla ilgili soruşturmalara maruz kalıyor. Bu sorgular İsa’yı üç koldan kıstırıyor: İşyerindeki üstleri, kasada bulduğu dört kağıdın beşincisinin nerede olduğunu; dışarıdaki iki sorgu grubundan biri, yemine inanmadığını söylemesinden yola çıkarak neden Tanrı’ya inanmadığını; diğeri bir duvar ustasına İbsen’in Yapı Ustası Solnes oyunundan bahsetmesinden dolayı, içinde bulunduğunu düşündükleri gizli örgütü sorguluyor.

İsa sorgularda kendini temize çıkarmak için saçma sapan şeyleri açıklamak, kanıtlamak zorunda kalıyor. Örneğin çarşamba günü bulduğu kağıtlardan neden salı günü hiçkimseye bahsetmediğini anlatması, ayrıca hiçbir yabancı dil bilmediğini kanıtlaması gerekiyor. Sorgular boyunca İsa’ya aynı sorular defalarca soruluyor. Bu soruların çoğunun konuyla ilgisi de olmuyor. Sanki sorgucular o an akıllarına ne gelirse onu soruyorlar. Zaten İsa’nın verdiği cevapları da dinlemeyip çoğunlukla kendi uygun buldukları ifadeleri hazırlıyorlar. Sorgular öyle saçma bir hal alıyor ki, yazılı bir sorguda İsa’ya “Buurnacc apoolchy ayankiriç?” sorusu bile soruluyor. Ama İsa bu soruyu da cevaplamaktan geri kalmıyor: “Tumma karttgiyşe makadam.

Bu sorgular iş yerinde, bacanağının evinde, akşamları gittiği meyhanede ve metresinin evinde, otobüs duraklarına, hatta sabah işe giderken bindiği otobüste gerçekleştiriliyor. Bu yüzden İsa’nın tüm hayatı değişiyor. Sorgular öyle bir noktaya varıyor ki İsa, bir sorgu sebeyile diğerine yetişemeyeceğinden endişelenir hale geliyor. Sonunda İsa ailesini ve evini kaybediyor, çalıştığı yerde yaşamaya başlıyor.

isanin_guncesi.jpgSorguların vardığı bu saçma boyutu desteklemek için roman boyunca birçok başka saçmalık kurgulanmış. Öncelikle olaylar sürekli yağmur yağan bir şehirde geçiyor. Şehirdeki otobüslerde hep aynı biletçi var ve bu araçlar hızlandıkça daralıyorlar. Binalar da acayip. Mesela bir binada 9. katın tamamlanması unutulduğu için 10. kat iki taraftan aşağıya doğru meyilli. Başka bir binada ise asansör ikinci kattan başlıyor ve binanın 9. kattan sonraki katları dışarıdan görülmüyor. Bunlara ruhsal sorunlara sahip aile fertleri ve her biri karikatürize edilmiş tuhaf sorgucular da ekleniyor. Böylece roman sonlara doğru gerçeklikten oldukça uzaklaşıyor, sanki İsa’nın gördüğü bir tür rüyaya – ya da kabusa – dönüşüyor.

Fantastik Gizli Emir’den sonra yarı-fantastik bu romanda da Anday, saçmalık kurgusunu abartarak o dönemde toplumun (İsa’nın olaylara ve hayata bakış açısı) ve yönetimin (erkin sadece sorgulamak ve kısıtlamak amaçlı kullanımı) içinde bulunduğu açmazları göz önüne serip irdelemeyi, eleştirmeyi amaçlıyor. Bugün birer parodi gibi görünen bu saçmalıkların bir dönem yaşanmış olması, her iki romanın altında aslında trajik gerçekliğin yattığını gösteriyor.

* T. İş Bankası Kültür Yayınları – 2004
 ** T. İş Bankası Kültür Yayınları – 2007
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s