Kürklü Merkür: Yıkımardı dünyada yaşamın çığlığı

Önce oyun sonrası:

Kürklü Merkür’ü izledikten sonra sarsılmış şekilde salondan çıkıyorum, asansöre doğru yürürken duvarın dibinde birileriyle konuşan Murat Daltaban’ı görüyorum, yarı bilinçsiz gidip elini sıkıyorum. Sonra asansörü beklemeden merdivenlerden aşağıya iniyorum. Yüzüme çarpıp beni kendime getirecek soğuk havaya ihtiyacım var. Bu sezon (ve hatta geçen sezon) izlediğim oyunlar arasında en etkileyicisi olduğunu düşünerek caddede yürüyorum. Bunun üzerine uzun süre herhangi bir oyunu çok beğenebileceğimi sanmıyorum.

Sonra oyunun özeti:

Yıkımardı bir dünyada hayatta kalmaya çalışan geçmişsiz ve geleceksiz gençler… Hayatlarını partiler düzenleyerek ve kelebek satarak kazanıyorlar. Ne güzel görünüyor değil mi? Değil… O partilerde zenginlerin her türlü sapkın fantezisi gerçekleştiriliyor. Mesela o gün hazırlandıkları partide, bir şirketin üst düzey yöneticisi, bir oğlan çocuğuna tecavüz edecek ve sonunda onu vahşice öldürecek.

Kelebekler de öyle bildiğimiz masum kelebeklerden değil. Bunlar bir gün bir fırtınayla ortaya çıkan, genetik olarak değiştirilmiş kelebekler. Yiyende sanrılara sebep oluyorlar, uzun vadedeki etkileri ise bellek yitimi ve dil yeteneklerinin kaybı.

Bu ortamda Eliot, kıt akıllı ve kelebek bağımlısı kardeşi Darren’i, sevgilisi travesti Lola’yı, hatta güçlü ve korkutucu görünen patronu Sfenks’i korumaya, onların hayatlarını devam ettirmeye çalışıyor. Ama olmuyor, oyunun sonunda Eliot sözünü tutamıyor…

Son olarak oyuncular:

Önceden izlediklerimden Cemil Büyükdöğerli, Mutlu Günler’den aklımda kalmıştı. Burada ise sapkınlıktan çıldırmış Parti Konuğu olarak gözlerini patlatıp dilini çıkararak salya sümük fantezilerini anlattığında sanki karşımda şeytanı gördüm. Enis Arıkan geçen sene “yumuşatılmış” Hamlet’te eğretiydi biraz, belki de Hamlet’e o efemine tavrı yakıştıramadığım için. Lola’da ise çok daha iyiydi. Geçen senenin karizmatik aşık Vronski’si Engin Altan Düzyatan ise dehşetli ve bir o kadar da kendiyle çelişik Sfenks’te bambaşka biri olmuştu.

Ayrıca Eliot – Darren ikilisinde Serkan Altunorak ile Rıza Kocaoğlu, Nez’de de Tuğrul Tülek çok iyiydiler. Bu kadar ağır replikli ve çok hareketli bir oyunda hiçbir oyuncunun aksamamasını, teklememesini, hepsinin rolündeki kişi olup çıkmasın izlemek gerçekten keyif verdi. Oyuncuları böyle hazırlamak da Daltaban’ın başarısı.

9.jpg

Geçen sezon Dot’ta Böcek ve Sansürcü’yü izlerken “bu şiddete, bu kadar küfre ne gerek var?” diye düşünmüştüm. O oyunlarda bu unsurlar zorlamaydı sanki, öyküyü anlatmanın bir gereği değildi, bu ölçüde olmasa da olurdu. Ama Kürklü Merkür’de olan bitenler, bu şiddet, çıldırmış bir yıkımardı dünyada her şeyini kaybetmiş insanların vahşiliği başka türlü anlatılamaz. Bu oyun tam da böyle yazılmış ve oynanmış olmalı. Seyirci rahatsız oluyor, belki oyunu terk etmeye kalkışıyor, “yok artık, yeter!” demeye başlıyor. Ama insanlığın geçirmesi çok muhtemel ortak cinnetin korkunç sonuçlarını anlatmanın başka yolu yok.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s