Şark Vaatleri (2007)

ep.jpgŞiddetin Tarihçesi’nden sonra yine şiddetli bir film. O daha küçük bir çevrede geçiyordu. Şark Vaatleri’nde ise şiddet ortamı daha da genişliyor, Londra’daki Rus mafyasını ve ister istemez olayların ortasında kalan insanları anlatıyor.

Bir filmin açılışı çoğunlukla filmi ne kadar seveceğimin göstergesi oluyor. Bu sefer de açılış sahnesinin güzelliği ile filmi daha baştan, seyretmeden sevmeye başladım. Kamera önce Azim’in berber dükkanının tabelasını birkaç saniye gösteriyor. Arkadan caddenin sesi geliyor. Sonra kamera dönerek kalabalık caddeyi gösterip alçalıyor ve dükkanın kapısına yöneliyor. Koşarak gelen Ekrem içeri giriyor ve bol kanlı bir başlangıçla filme dalıyoruz.

Viggo Mortensen bu filmde de Şiddetin Tarihçesi’ndeki kahve dükkanında geçen sahnenin bir benzerini hamamda (evet, Londra’da umumi hamam varmış) gerçekleştiriyor ve çok kanlı bir kapışmada iki Çeçen’i haklıyor. Ama bu defa Tom Stall’un çok ilerisine gidiyor Mortensen. Orada geçmişini geride bırakmış, mazbut bir hayatı seçip aile babası olmuş bir katilin birden su yüzüne çıkışı şaşırtıcıydı. Bu defa katil baştan beri gözümüzün önünde duruyor ve sonunda “tüm çıplaklığıyla” sahne alıp düşmanlarını doğruyor. Nikolai sanki Stall’un geçmişte bıraktığı hayatı gibi… O yüzden de Mortensen, filmde sanki bir değişim geçiriyor, Stall’u “oynayan” aktörden sıyrılıp Nikolai “olan” aktöre dönüşüyor.

Cronenberg bu filmde sinema tarihine unutulmayacak bir karakter eklemekle kalmıyor, Londra’yı ve şehrin sinemadaki ele alınışını da dönüşüme uğratıyor. Geçen sene Londra’nın kalabalık ama sakin, süslü kozmopolit sokaklarında gezerken, geceyarıları metrosunu ürpertiyle kullanırken, bu huzur ortamının altında gizlenmiş sinsi bir canavarın bir anda ortaya çıkıvereceğini, yanılsamanın verdiği rahatlıkla insanı hazırlıksız yakalayıvereceğini düşünmüştüm. Breaking & Entering’in Barbican’da geçen sahnelerinde de bu fikirlerime destek bulmuştum. Şark Vaatleri ise Londra’yı bir suç şehrine dönüştürüyor, artık New York için kanıksanmış durumları Londra’da yaratıyor.

Cronenberg iki filmdir diyor ki “şiddet her an her yerde ortaya çıkabilir ve ulaşacağı noktanın tahmin edilmesi imkansızdır.” O yüzden Anna’yı annesi “bu bizim dünyamız değil” diyerek uyarsa da, Anna önünde sonunda o dünyaya giriyor. Bu şiddetten pay almasa da, kişisel sorunlarıyla perdelediği küçük güvenli dünyasının etrafındaki duvarlar yıkılıyor. Bu yıkıntı hepimizin her an başına gelebilir, duvarın altında kalmamak biraz da şans meselesi…

Reklamlar

Kategoriler: film, Sinema

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s