Baştan savma bir destan

Leyla ile Mecnun geçen sezonun sonlarına doğru çıktı. Yazın da Açıkhava Sahnesi’nde sergilendi. Şehir Tiyatroları bu oyun için çok tanıtım yaptı. Üstgeçitlerdeki reklam panolarında bile ilk defa bir oyuna yer ayrıldı. Sanırım oyunun bir prestij prodüksiyonu olması isteniyordu. Belki geçen sezon ve yazın yapılan gösterimler bu amacı yerine getirmiştir. Ancak bizim izlediğimiz, çok uğraşılmış ama olmamış bir oyundu.

Bunun en önemli sebebi, fazlasıyla kalabalık sahnedeki oyuncuların büyük çoğunluğunun gerek dans hareketlerinde, gerekse kırk yılda bir sıra kendilerine geldiğinde sözlerini söylerken çok acemice davranmalarıydı. Sanki karşımızda bir lise müsameresi vardı. (Geçen sezon turneye gelen Trabzon DT’den Ayak Bacak Fabrikası’nı izlediğimizde de aynı şeyi hissetmiştik.) Ayrıca Sadabat Sahnesi’nin ses düzeninde de sorunlar var. Tenorların tenorluğunu hissedemedik pek, şarkılar kulak tırmalayan tiz gürültülerden ibaret idi. Bunların yanı sıra oyunda genel bir baştan savmalık vardı sanki, dekor olarak kullanılan platformlar bile dökülüyordu, kenarlarındaki siyah kaplamalar aşınmıştı. Bir ara dansçı Leyla ile Mecnun çifti dans ederken ayaklarındaki deri çarıklardan çıkan gıcırtılar bile müziği bastırdı. Buna dahi bir çözüm düşünülmemişti. Sanırım oyunun ilk hazırlandığındaki heyecan (veya ödenek mi?) ortadan kaybolmuş.

Bunlara bir de oyun metninin özellikleri eklenince, takibi iyice güçlenen bir gösteri ortaya çıkıyor. Metin şiirsel anlatımıya zaten zorlayıcı. Buna bir de özellikle Mecnun’un şarkılarındaki anlaşılmaz söz öbekleri eklenince, zaman zaman yabancı dilde bir oyun izlediği fikrine kapılıyor insan. Bu durum yazarın hikâyeyi şeklen farklı anlatmak istemesinden kaynaklanıyor, süslü eski dil kullanılarak bu başarılmış da. Ancak bu haliyle oyun yalınlıktan ve anlaşılmaktan uzaklaşmış. Anlaşılmaktan çok güzel söz söylemeyi amaçlayan divan şiirine fazla yaklaşmış. Yazarın bu alandaki engin deneyimi hikâyenin önüne geçmiş.

Bu noktada oyunu, iki yıl önce yine Şehir Tiyatroları’nın sergilediği Ferhad ile Şirin oyunuyla karşılaştırmak kaçınılmaz oluyor. O oyun, bununla karşılaştırıldığında çok daha minimalist idi, ama yine de daha fazla keyif veriyordu. Orada metindeki temel amaç, hikâyeyi biçimsel olarak değiştirerek yeniden anlatmak değil, olaya tamamen farklı bir açıdan bakmaktı. Nazım Hikmet bunu Ferhad’ı ya da Şirin’i değil, onların kavuşmasını engelleyen Mehmene Hatun’u başrole çıkararak sağlamış. (Bu rolde Sevil Akı’yı hâlâ unutmadık.) Böylece yüzyıllardır anlatılan hikâye de yeniden söylenmiş. Leyla ile Mecnun’da temel eksik buydu belki de.

Oyun boyunca en çok, sahneden neden birçok Leyla-Mecnun çifti olduğunu anlamlandırmak için uğraştım. Yöentmen ne der bilmiyorum ama benim bulduğum cevap şu: Bu hikaye farklı Leylalar ve Mecnunlar ile defalarca yaşanmış ve hep aynı şekilde sonuçlanmıştır. Bilmem temel düşünceye yaklaşabildim mi?

Oyun sayesinde hikâyeyi bir kez daha düşündüm. Bu öyküde aslında diğer aşk öykülerinden farklı bir son var. Yine aşıklar binbir badireden sonra karşılaşıyorlar, artık tüm sorunların ortadan kalktığı bir anda birbirlerini buluyorlar. Ama diğer hikâyelerin aksine birbirlerine kavuşamıyorlar. Neden? Çünkü Mecnun Leyla’yı öyle sevmiş ki aşkı aşmış artık. Kendini kaybetmiş Mecnun, bizzat aşk olmuş. Aşıkın maşuku olur, aşkın değil. O yüzden Mecnun aşkı biliyor sadece, Leyla’yı bilmiyor. Demek ki Mecnun o kadar zaman sonra, Leyla’yı sevmeyi unutmuş, Leyla’yı sevmeyi sevemeye başlamış. O yüzden herhalde en acıklısı budur aşk öykülerinin.

Kağıthane Sadabad Sahnesi’ne bu oyunu izlemeye 50-60 kişi gelmişti. 10 kişilik bir grubun yanlış akşamda geldiği ortaya çıktı. Kalanların 10’u da küçük yaşta çocuklardı. Demek ki oyunu izlemeye bilinçli gelmiş 20-30 kişi vardı. Bu kadar uğraşılmış, besteler yapılmış, orkestra kayıtları hazırlanmış, tenorlar, sopranolarla çalışılan bir oyuna yazık oluyor buralarda. Bu sene Şehir Tiyatroları Muhsin Ertuğrul Sahnesi’ni kullanmıyor. O yüzden Leyla ile Mecnun da seyirciye ulaşamıyor. Belki bu oyun özelinde, ses düzeni çok daha iyi olan CRR’nin kullanılması düşünülebilir. Orası tiyatroya ne kadar uygun bilmiyorum ama oyunun daha fazla izleneceği kesin.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s