Yıldızlar altında tiyatro felaketi

Daha önce hiçbir oyunu yarısında terk etmedim. Ne kadar kötü de olsa, bana ne kadar uymamış da olsa tüm oyunları sonunda dek izledim. Oyuna, oyuncuya olan saygımdan dolayı izledim. Ama ilk defa, hem de tam bu sebeple, oyuna olan saygımdan dolayı Can Tarlası’nı perde arasında terk ettim.

Oyun Kadıköy Belediyesi’nin açıkhava tiyatro festivali kapsamında Özgürlük Parkı’ndaki açıkhava tiyatrosunda oynandı. Parka gittiğimde neredeyse parkın girişine kadar uzayan sırayı görmek açıkçası beni sevindirdi. İçeri giremeyeceğimizi bile düşündüm bir ara. Ama neredeyse 600 – 700 kişi doluştuk içeriye ve oyunu beklemeye başladık. Fakat beklediğimiz bir felaketmiş.

Öncelikle şunu söylemeliyim: yarısını izlediğim Can Tarlası oldukça iyi bir oyun. Tüm olumsuzlukların oyunla ya da oyuncularla ilgisi yok. Oyundan, yeni sezonda mutlaka görmek üzere çıktım.

Sorunun birinci kaynağı belediyenin organizasyonu. Özgürlük Parkı’nda açık havada tiyatro festivali yapmak çok güzel bir fikir. Ama fikir olarak kalmış sadece. Belediye buna ne bütçe ayırmış, ne de özen göstermiş. Anonsları yapan sunucu kılığındaki adam oyuncuların isimlerini bile kağıttan zor okuyarak anons ediyorsa, tiyatroya saygıdan falan bahsedemezsiniz. Oyun sırasında hemen yan taraftaki çay bahçesinden gelen müziğin oyuncuların seslerini bastırmasını engelleyemiyorsanız, çocukların dışarıda çılgın gibi bağrışmalarına önlem alamıyorsanız, ışık diye iki uyduruk direk dikiyorsanız, bozuk mikrofonlar ve berbat ses sistemiyle oyunun daha da anlaşılmaz olmasına sebep oluyorsanız, o zaman bu festivali de göstermelik yapıyorsunuz demektir, dostlar festivalde görsün, belediye bunu da yaptı desin diye… Bu haliyle olay tiyatro festivalinden çok, bir sahil kasabasının çarşısında belediyenin düzenlediği eğlencelere benziyordu.

Sorunun ikinci ve asıl kaynağı ise seyircinin tutumu. Bir süredir tiyatro salonlarında görülen ve artık genelleşmeye başlayan yanlış tavırlar, ücretsiz gösterimde artık ayyuka çıktı. Gelen kitlenin beklentisi televizyonda gördüğü için tanıdığı oyuncuların, tam da televizyonda gördüğü şeyleri yaparak güldürmesi. Çünkü ne yazık ki tiyatro = komedi algılaması artık had safhaya ulaşmış durumda. İnsanlar tiyatroya gülmeye odaklanmış olarak geliyorlar, güldürmeyen, hatta aksine gerçekleri seyircinini yüzüne vurmaya kalkışan bir oyun o kitleye hitap etmiyor. Bunun en güzel örneği arkamızda oturan kadının “bu oyun drama ayol” demesiydi. Evet bu oyun drama, ne istiyordunuz ki? Asıl drama nedir biliyor musunuz? Adı “İstanbul Halk Tiyatrosu” olan bir topluluğun halka ulaşamıyor olmasıdır.

O günkü seyirci oyun boyunca cangır cangır çalan telefonlarını açıp uzun uzun konuştu. Yanındakine, önündekine, ardındakine “O ne dedi? Neden öyle yaptı? Bak bak düşecek şimdi! Nerede bunlar hapiste mi?” diyerek oyunu naklen tartışmaktan geri kalmadı. Ses sistemi bozulunca oyunculara “Ses! Seeeees!” diye bağrımayı da gayet doğal karşıladı. Rol icabı küfreden oyuncuyu “Yok artık, ayıp oluyor ama!” diyerek uyardı, sonra aynı oyuncu çocuklara uyuşturucu satanlara aynı küfrü edince de çılgınca alkışladı. Oyunun bazı bölümlerinin sonunda, geriye sarılmış ses kaydı eşliğinde tüm sahnenin hızlıca geriye doğru oynanmasına bir türlü anlam veremedi. Özellikle uyarı yapılmış olmasına rağmen, oyuncular sahnedeyken kalkıp sahnenin önünden geçerek dışarı çıkmaya çalıştı.

Bunları yaşlı yaşlı amcalar ile teyzeler yaptı. Tamam onlar belki pek sık gitmediler tiyatroya, belki bedava diye gelip görmek istediler, televizyondan alıştıklarını görmeyince de yadırgadılar. Ama bunları gençler de yaptılar ve maalesef onlar için de bir önceki cümle aynen geçerli. Demek ki aradan geçen seneler ve kuşaklar boyunca entelektüel anlamda hiçbir ilerleme olmamış.

Bu ülkede yıllardan beri hükümetlerin etkili bir kültür-sanat politikaları olmadığı, eğitim politikalarının da başarısız olduğu konuşulur. Aksine bu gibi durumlar her ikisinin de mevcut ve çok başarılı olduklarını gösteriyor. Yoksa son 50 senede nicel olarak çığ gibi büyüyen bir toplumun nitel olarak yerinde saymasını sağlamak nasıl mümkün olurdu? Evet, o politikalar onları ortaya koyanlar açısından gayet başarılı.

Peki ne yapmak gerek? Toplumun herhangi bir kültürel faaliyete olduğu gibi tiyatroya da uzak durmasını, yaklaştığında da anlamlandırmaya çalışmayıp kendi beklentilerine göre eğip bükmesini nasıl engelleriz? Burada belki de en önemli iş okullarda gerçek sanat dersleri verilmesini sağlamak.

Bizler de yıllar boyunca okulda resim, müzik dersleri aldık. Her yıl 23 Nisan resmi çizdik, aptal bir müzik aletinden üç tane nota çıkarmak için üfleyip durduk, sonra da hepsini unuttuk gitti. Sorun şu: herkes o resmi güzel yapacak, o flütü düzgün çalacak kadar yetenekli değil. Zaten gerekli olan tüm toplumun flüt çalabilmesi de değil. Biz o çocuklara – zamanında da bizlere – bunların yerine sanat tarihi öğretseydik, resim okumayı, müziği anlamayı, izlediği, okuduğu şeyleri kendince anlamlandırmayı öğretseydik, sanırım her zaman entelce bir serzeniş olan “bu millet anlamaz” olgusunu ortadan kaldırmış olurduk. Şimdi tabii hangi okulda, hangi öğretmenle diye bir soru da karşımıza çıkıyor. Evet, neremiz doğru ki bunu düzeltelim. Ama bir köşesinden başlamak gerek işte.

Bu doğal olarak uzun bir süreç. Kültürel anlamda tıpkı annelerimiz, babalarımız gibi bizler de kaybedilmiş kuşaklarız. Hatta yeni eğitilmiş ve hâlâ eğitilmekte olanlarımız da kaybedilmiş kuşaklarız. Bundan sonra alınacak tüm iyileştirme önlemleri ancak henüz yamultulmamış bireylerde, onlarca sene sonra sonuç verecek. Ama o zamana kadar da boş oturacağız anlamına gelmiyor bu.

Bu toplumun aydınlanması birileri tarafından yıllardır sistematik olarak engelleniyorsa, o zaman buna karşı çıkmak da toplumda bunun farkına varmış kişilerin görevidir. Eğer kitap okumayı seviyorsanız, çocuklarınıza, kardeşlerinize de sevdirin. Okuduklarınızdan neler anladığınızı onlara da anlatın. Eğer tiyatroyu takip ediyorsanız, onları da yanınızda götürün, tiyatro kültürünü öğretin, izlemenin ne olduğundan bahsedin. Hatta bunları annelerinize, babalarınıza da yapın. Yapın ki bu engellenmiş aydınlanma daha da engellenmesin. Buna alet olmayın. Olacaksanız, bir sonraki seçimde hiç şaşırmayın.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s