Bütünün parçaları

raziye2.jpg1975’te yazılan Raziye (Adam Yayınları – 1992) Melih Cevdet Anday’ın kendi adıyla yayınladığı dört romandan sonuncusu. Büyük şehirde bir takım politik olaylara karıştığı için küçük bir köyde yaşayan dayısının yanına kaçan genç bir ressamın, köyde yaşadıkları ve dayısının evlatlık kızına aşık oluşu anlatılıyor.

Dayı yurtdışında eğitim görmüş, dünyayı gezmiş, yurdun çeşitli yerlerinde yaşamış, paşa babasından kalanlar sayesinde geçim sıkıntısı olmayan yarı kaçık bir idealisttir. Köyde sera kurup kooperatifçilik yapılmasını sağlamıştır. Ayrıca dağlardaki domuzları avlayıp yabancılara satmak konusunda köylüyü ikna etmeye çalışmakta, bir yandan da köylünün batıl inançlarını yok etmekle uğraşmaktadır.

Dayının üzerine titrediği, en iyi şekilde eğitmeye ve yetiştirmeye çalıştığı, dedikodulara sebebiyet verecek derecede kıskandığı evlatlığı Vedia ise başına buyruk, kafasına eseni yapan bir kızdır. Serbest olmayı sever, etrafında oluşturduğu bir tür giz perdesinde saklanır ve istediğini özgürce yapar. Zaten romanın sonunda da, onu evlatlık veren çingene aileyle birlikte kaçıp gider.

Romanda dayı, düşünsel açıdan ressamın tam zıddını oluşturuyor. Genç ressam, toplumun genel durumuyla ilgilenilmesi gerektiğini, toplumun ancak topyekûn uygulanacak kökten bir çözüm ile hak ettiği yere getirilebileceğini savunuyor. Dayı ise hayatı boyunca bulunduğu yerlerin sorunlarıyla tek başına ilgilenmiş. Gittiği her yerdeki ufak tefek birkaç sorunu, baskın ve zaman zaman aşırıya kaçan çözümler üreterek ortadan kaldırmaya çalışmış. Başarılı olup olmadığını önemsemiyor. Çünkü onun için önemli olan, sürekli bir şeyleri değiştirmek için uğraşmak, mutlaka sonuca ulaşmak gerekmiyor. Dayı ne yapıldığına değil nasıl yapıldığına önem veriyor. Ressam ise tüm sorunları toptan çözemedikçe çabalamanın gereksiz olduğunu düşünüyor. Toplumu topluma rağmen dönüştürmeye çalışan her ikisinin de başarısız olması romanın da temel eleştirisini ortaya koyuyor.

Buna paralel ilerleyen bir de aşk konusu var. Ressamın duygusal zıddı ise aşık olduğu Vedia. Kız neredeyse hafızasız, sadece anını yaşıyor. O anda onu kim severse, Vedia da onu seviyor. Şehvetini, ona karşılık verecek herhangi birine sunmaktan çekinmiyor. Olayların sebebini, sonucunu düşünmeden aklına eseni yapıyor. Ressamla da ona aşık olduğu için değil, en uygun durumdaki kişi olduğu için sevişiyor. Romantik ressamın ise aşka dair düşünceleri daha bütünleşik. O Vedia’ya yüce duygularla bağlanıyor, onu gerçekten seviyor. Bir türlü tam anlamıyla karşılık alamamaktan, üstüne bir de aldatılmaktan perişan oluyor.

Bu iki tartışma, aslında daha romanın başlarında ressamın bir ağacın resmini çizerken kendi kendine yaptığı şu tartışmayla açılıyor: resimde ağacın bir bütün olarak nasıl göründüğü mü daha önemlidir, yoksa tek tek tüm yapraklarının özellikleri vurgulanmalı mıdır? Bu konu daha sonra şu soruların sorulmasıyla gelişiyor: Tek tek insanlarından mı yola çıkılmalıdır, yoksa toplumun geneli mi dikkate alınmalıdır? Olaylar kendi içlerinde değerlendirilip buna göre mi davranılmalıdır, yoksa ülkenin içinde bulunduğu durumu bir bütün olarak mı ele almak gerekir? Her bir sevişme tek başına anlamlı mıdır, yoksa bunları ortaklaştıran bir aşk mı gereklidir? Roman bu bütün-parça ikilemini ortaya koyuyor ama bir sonuca varmadan bitiyor.

Reklamlar

Kategoriler: edebiyat, Kitap, roman

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s