Cehennemin tarihi

İnsanlığın binlerce yıldır ortaklaşa geliştirdiği kavramlardan biri de cehennem. İnsan 5.000 sene önce ölülerini belli yerlere gömmeye başladığında, öldükten sonra ne olacağını da düşünmeye başlamıştı. Böylece ölülerin yaşadığı, bu dünyadan ayrı ama buraya oldukça yakın yeni bir dünya da keşfedilmiş oldu. Daha sonra bu alan, ilahi adaletin sonucunda kötülerin sonsuza kadar azap çektiği yer olarak insanlığın kollektif kavramları arasındaki yerini aldı. Herhalde böyle bir yerin varlığının tek sebebi insanın adalet gereksinimidir. Çünkü dünya üzerinde yaşamış her insan bir şekilde, karşılığı verilmemiş bir haksızlığa uğramıştır. Bu dünyada bu haksızlık sebebiyle çile çeken kendisi, ölümden sonraki yaşamda hak ettiği güzelliklere kavuşurken, ona haksızlık edenler de ebedi cezalara uğrayacaktır. İnsan, tarihinin en başından beri kendini kurban olarak görmeye meyillidir, her kötülüğün faili diğerleridir. Yani aslında ta en başından beri “cehennem başkalarıdır.”

cehtar.jpgAlice K. Turner’ın yazdığı Cehennemin Tarihi (Ayrıntı – 2004)  işte bu “hayali yerin gerçek tarihidir.” Kitap temel olarak Hristiyan kültüründe ölüm sonrası cezalandırılma ve cehennem olgularının 2.000 yılda nasıl bir gelişim gösterdiğini anlatıyor. Bunun öncesinde de eski Ortadoğu ve Mısır medeniyetlerindeki cehennem olgusundan ve bunun Yunan ve Roma kültüründe benimsenip Hristiyanlık’a aktarılmasından bahsediliyor. Sonra İsa ortaya çıkıyor, pek çok şeyin yanı sıra, tıpkı kendisinden binlerce yıl önce Sümerli İnanna’nın yaptığı gibi cehenneme iniyor ve buradaki ermiş ataları kurtarıyor. Böylece cehennemin muhteşem günleri de başlamış oluyor. Ortaçağa kadar cehennem o kadar kalkınıyor ki sonunda Dante’nin tasviri merkezi yerin merkezinde olan dokuz katlı bir koni şeklini alıyor. Ama bununla yetinilemez tabii ki, Swinden bu kadar kötü insanı yakacak ateş ancak güneşte bulunur diye düşünüyor ve cehennemi dünyadan koparıyor. Milton ise onu çok daha uzağa, bilinen evrenin dışında, evreni saran kaosun bile ötesinde bir yere koyuyor. Aslında fark etmeden cehennemi dünyaya koşut bir paralel evrene çeviriyor.

Fiziksel olarak dünyadan uzaklaştırılan cehennem, Reform ve Fransız Aydınlanması ile birlikte acımasızlığını ve işlevini yavaş yavaş kaybetmeye başlıyor. Romantiklerin elinde oyuncak olan kötücül cehenneme bir darbe de Goethe vuruyor. Faust’ta insanın şeytanla anlaşmasını, yani kendi kötü kaderini bilerek ve isteyerek, dünyevi çıkarları için kabullenmesini anlatarak, cehenneme gitmenin – ya da ditmemenin – anahtarını insanın eline veriyor. En sonunda ortaya Freud çıkıyor ve cehennemi diğer her şeyle birlikte insanın bilincine hapsediyor.

Sonuçta bugün cehennem, genel olarak varlığına inanılan, ancak kaçınmak için hiçbir şey yapılmayan, yani aslında ciddiye alınmayan bir olgu olarak varlığını sürdürüyor. İnsanların binlerce yıldır birlikte geliştirdikleri bu öykünün akışı, aslında insanlığın fikri gelişimini de ana hatlarıyla ortaya koyuyor.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s